GÜNDEM

E. Ali

Doğalgaz faciası ve rezalet

Yılbaşı kutlaması yaptıktan sonra doğalgaz zehirlenmesi ile ölen yedi genç arkasından yapılan çirkin dedikodular çok yanlış. İgdaş yetkilileri büyük rezalet içine girdiler.

Ölenlerin ayıplarıyla uğraşılmaz. O gece kendi aralarında zina yapmış olsalar bile arkalarından “bunlar böyle yapıyordu” diye dedikodu çıkarmak çok kötü bir şey. Bir insanlık ayıbı.

Devlet kademeleri içinde her türlü yolsuzluk yapılıyor. Türk halkı aşağılık bankacılara peşkeş çekiliyor. Bankalar tarafından ve devlet tarafından şey edilmedik bir kulağımızın arkası kaldı.

Her türlü yolsuzluk hoş görülürken, kul hakları insan hakları hiçe sayılırken, ılımlı İslam safsatası ile Allahın dini tahrif edilerek bir oyuncak haline, bir ticari meta haline getirilmişken… Bütün bu büyük günahları görmezden gelerek gençlerin hiç kimseye zulmetmeden kendi aralarında yaptıkları cinsel deneyimleri en büyük kötülük diye gösteren insanlar kâinatın en kara yüzlü en fena en günahkâr insanlarıdır.

Cinsellikle ilgili günahlardan çok rahatsız oluyorlarsa her şeyden önce genelev kadınlarını kurtarsınlar onlara tertemiz hayatlar sunsunlar. Çünkü o kadınların hiçbiri o işi isteyerek yapmıyor. Her biri bir şekilde o yola düşürülmüştür. Evet, hiçbir kadın o işi yapmayı istemez. Her kadının doğasında ne vardır? Bir yuvası ve çocukları olsun. Hayatını çocuklarına adasın. Kadının doğasında bu vardır.

Günahların en büyükleri insanların haklarını ellerinden almaktır, zulüm yapmaktır. Zina günahtır ama bir insanı fuhşa zorlamak çok çok daha büyük bir günahtır.

Her türlü zulüm, her türlü kul hakkı çiğnemek zinadan çok daha büyük günahtır. Çünkü zinada karşılıklı anlaşan insanların kendi kişisel günahları söz konusudur. Bu işte başkalarına zulüm yoktur.

Günah işlemede bizim siyasetçiler bütün rekorları kırmıştır. Gençlerin bazı tecrübeleri onların çirkin günahlarının yanında bir hiç kalıyor, adeta masum kalıyor.


2 Yorum
SON YAZILAR

İsrail’e Boykota aşırı duyarlı olalım!

Önceki yazımda » İsrail menşeili ürünlerden markalardan bahsetmiştim. Bu yazı aynı zamanda İsrail’i boykot çağrısıydı. Bütün blogcuların konu ile ilgili boykot daveti yazmaları gerekiyor amacıyla yazılmıştı.

Düşündüm de İsrail mallarını boykota çok aşırı ilgi göstermemiz gerekiyor. Herkes bu işi çok fazla büyütmeli. Bazı firmalar şüpheli. Onlar kesin olarak bilinmiyor ama hiç çekinmeden onlara karşı da en etkili bir şekilde boykot girişiminde bulunmalıyız.

Niçin?
Çünkü bu işin sonunda olacak olan şudur:
Nasıl ki bir zamanlar domuz yağı veya katkılı ürünlerden halkımız uzak durmaya başlayınca bütün gıda firmaları ürünlerinin üzerine “domuz yağı veya katkısı içermez” gibi notlar iliştirdiler..

Şimdi İsrail ürünlerini boykot girişimlerimiz çok yayılırsa bunun sonucu temiz firmalar “ürünlerimiz İsrail malı olmadığı gibi biz İsrail’e tek kuruş vermiyoruz” diye ürünlerinin üzerine yazmak zorunda kalacak. Bu bütün Türkiye genelinde yaygınlaşacak. İşte bu İsraile vuracağımız büyük bir tokattır.

Kendimizi küçük görmeyelim. 70 küsür milyon Türkiye’de her duyarlı insanımız İsrail mallarını ve İsrail’e destek olan firmaların mallarını satın almayı keserse bu onlar için çok büyük bir darbe olur. Düşünün: Nüfus açısından bir Türkiye 70 Yunanistan eder!

israil ürünleri ve markaları


06 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »

Çoğumuzun satın aldığı İsrail ürünleri nelerdir?

Benim bildiğim İsrail ürünü bir deterjan var: Ariel çamaşır tozu. Bu ürünlerden bahsetmemin sebebi blogcular arasındaki yeni bir mim harekâtı. Yani bir blogcu bir konuyu ele alır ve diğer blogcuların da o konuda bir şeyler yazmalarını ister. Böylece konu elden ele blogcular arasında dolaşır, o konuda yüzlerce yazı yazılmış olur.

Şimdiki İsrail ürünlerine boykot konulu mimi başlatan Miray olup İsrail’i Boykot başlıklı yazısında şu ürünlerin isimlerini vermiş:
coca-cola, nokia, danone, nestle, mcdonald’s

Mimde herkes en az 5 ürün ismi verip bunları satın almamalıyız diye tavsiyede bulunmak yönünde yazı yazacak. Amaç Türk halkının parasının İsrail’e gitmemesi.

İnternetten araştırdım, çok ilginç iddialar var. Şaşırdım doğrusu. Hepsi israil’de üretilmese de sağladıkları gelirlerin büyük kısmı israil’e gidiyormuş. Bazıları ise ürün değil firma ve kuruluş isimleri. İşte bulabildiğim ilginç isimlerden birkaçı:
Marlboro — L&M — Fanta — Carrefour — Nestlé
Marks&Spencer — AOL — ICQ
National Geographic Channel
(bunu zaten biliyordum)

“İsrail Ürünlerini ve Firmalarını boykot” amaçlı mimi belirli isimler vererek birkaç kişiye göndermektense bu yazıyı okuyan her blogcuyu bu mimi devam ettirmeye davet ediyorum. Yazacağı başlıkta herkesin değişik başlıklar seçmesi daha iyi olur. Aynı kelimeler geçse bile başlıklar tıpatıp aynı olmamalı.

Bu konuda eski bir mimde bir yazıyı 2008 Mayıs ayında f blog’dan Ferhad yazmış.
Bakın resimler ne kadar acı: » » » İsrail Bize Teşekkür Ediyormuş

Aşağıdaki resimde İsrail menşeili veya gelirleri İsrail’e giden ürünlerin, markaların, şirketlerin ve bazı kuruluşların adları geçiyor.

israil ürünleri ve markaları

Not:
Lütfen şu yazımı da ilgiyle okuyun:

http://blog.alivesitesi.com/israile-boykota-asiri-duyarli-olalim/


05 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »

Zeynep Hanımın Masasında Yangın Çıktı

Yeni haftanın yarışmacıları belli oldu.
İsimleri:
Atilla – Tamer – Gülsüm – Zeynep – Sena
İlk gün Zeynep hanımın sofrasını gördük. Her şey çok iyiydi. Zeynep hanım Rizeli ve Laz kökenli. Gülsüm hanım ise Çerkezlere çok benziyor ama böyle bir şey söylemedi. Siirt doğumluymuş.

Zeynep hanım çorbasında, yemeklerinde, salatada, tatlıda yani yaptığı her şeyde çok başarılıydı. Yemek yaparken çok uzun süren elektrik kesintilerine maruz kalsa da hiçbir şeyi eksik bırakmadı vaktinde yetiştirdi. Başarılı da oldu.

Gülsüm hanım kasıtlı olarak beğenmedi. Ayıp etti. 4 puan vermesi büyük ayıp oldu. Rakibinin başarısını hazmedememe kompleksine kapıldı.

Atilla ve Tamer beyler 7şer puan verdi. Gerçekte Zeynep hanım en az 8 puanı hak etmişti.

Sena hanımın masada bulunduğu yerde önce yangın çıktı. Sonra bardak kırıldı. En sonunda yediği tatlıdan saç çıktı. Sena hanımdan şüphe duydum. Verdiği puan ise 5 idi.

Düşük puan vermeleri kendilerinin iddialı olmadığını, Zeynep hanım karşısında daha başarısız olacaklarına inandıklarını gösterir. Beyler ise yüksek puan verdiklerine göre kendilerine çok güveniyorlar galiba. Veya adaletsiz olmak istemediler.


05 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »

Türk olma kavramımız ve milliyetçiliğimiz

Giriş
Bu yazımı her türlü milliyetçilerimiz adına, Türklük bilincimizi ve milliyetçi yönümüzü sorgulamak için yazdım.
Ben yazdım ama yazdıklarım benim savunduğum şeyler olmayabilir. Her savunmadığımı kınamak zorunda değilim. Her güzel bulduğumu da savunmak zorunda değilim.
Kendimi de sorguluyorum. Milliyetçiliği yanlış tanımışlığımı irdeliyorum. Şimdi yazdıklarım eski yazılarımla çelişkili bulunabilir. Öyle görünmesin diye bir kaygı taşımadan yazdım. Yoksa sorgulama olmazdı. Uydurma olurdu.

Önce Atatürk milliyetçiliği hakkında:
Atatürk’ün öngördüğü milliyetçilik siyasi anlamda bir milliyetçilik olup farklı dinlere ve soylara mensup insanlarımızın devlet bütünlüğünü gözetmesinden ibaret bir şey olup hiç kimse tarafından anlaşılamamıştır ve hiçbir şekilde var olamamıştır. Onun ölümünün ardından aşağıda sorguladığım “milliyetçilik olmayan milliyetçilik” Türkiye’de etkin hale gelmiştir.

Milliyetçilik mi Farklılıkları Hazmedememe Hastalığı mı
Bilinçsizce; bilgiye, kültüre, eğitime, okumaya, araştırmaya dayanmayan milliyetçilik akımı ne olduğu belirsiz bir şeydir. Sadece farklılıkları hazmedemeyen taşra kültürünün anladığı anlam verebildiği kadar bir şeydir. Sonuçta daha öteye gidemez: Taşra zihniyetinin içinde yok olur; baki kalan şey şiddetli yabancı düşmanlığıdır, farklılık düşmanlığıdır. Bunun adına yanlışlıkla Türk milliyetçiliği deniyor. Türk milliyetçiliği bilimsel olmaya, eğitime, derin folklorik araştırmalara, Türk kültürünü ince ince nakşetmeye, geliştirmeye dayanmalıdır. Öyle değilse bu ancak bir yozlaşmadır.

Milliyetçilik kültürel uğraşılar ve gelişimler dışı olursa vahşet doğurur
Milliyetçiliğin anavatanı Fransa’daki Fransız milliyetçiliği bizdeki Türk milliyetçiliğinden çok farklıdır. Onlarınki ciddi anlamda kültüre dayalıdır. Bizdeki ise taşra töreciliğine dayalıdır, farklılıkları hazmedememeye dayalıdır. Gerçekliğini, kutsiliğini kaybetmiş gelenekselleşmiş İslamcılığa dayalıdır. sonuçta “Bizden olmayan” diye nitelendirilen insanlara şiddetli düşmanlık doğuyor, onları öldürmeye yok etmeye kadar gidilebiliyor. Örnek: Maraş Katliamı.

Kırsal kesim insanlarımız için Türklük kavramı hiç de bizim sandığımız gibi değildir! Burası ilginç. Onlar için Türk olmak demek sünni müslüman ve hanefi mezhebinden olmak demektir. Türklüğü böyle bir şey sananlar çoktur. Alevilerde ise kendi töreleriyle bağlantılı bir şeydir. Alevi Türklüğünde biraz daha fazla kültür faktörü olduğu gibi Türklük kökenleriyle daha bir bağlantılıdır.

Anadolu genelindeki Türklük anlayışında konuşulan dilden ve soydan ziyade dini vasıflar daha bir belirleyici etken olarak görülüyor. Bu yüzden alevi – sünni ayrımları çok ciddi boyutlardadır, şimdi de aynen devam etmektedir.

Sadece Vatan, Bayrak ve Şehitlerimiz söylemleri milliyetçilik midir?
Bizdeki yaygın milliyetçilik anlayışında “bizden olanlar, bizden olmayanlar, bizim köylüler, bizim taraflılar, ötekiler, vs.” anlayışı vardır. Bu insanlarda milliyetçiliğin istediği anlamda bir Türklük kavramı yoktur. Bayrağımıza düşkündür, vatanımız uğrana anında canını verir. Benim için kendi hayatını hiç düşünmeden feda eder. Ama bunları kafasındaki Türklük adına yapar. O Türklük ise müslüman-sünni-hanefi olmaktır ve ayrıca soydaşlıktır. Türk’türler ama bu Türklükte din ve mezhep özellikleri töreleşmiş olarak kesin belirleyici unsurdur. Öte yandan vatanı uğruna ölmek sadece bizde olan bir şey değil. Bütün uluslarda vardır. Şehitlik anlayışı da öyle. Yani bu yönlerimiz bizim diğer uluslardan üstünlüğümüzü farklılığımızı göstermez. Aynı şeyler onlarda da var çünkü. O halde gerçek milliyetçilik bunları kapsamaktan ibaret değildir, çok daha geniştir. Çok yönlü kültürel zenginliklerle bir bütündür. Kültürünün bütün unsurlarını ince ince tanır, işler, geliştirir, büyütür, sıkı bir korumada tutar, yaşar ve yaşatır. Fransız milliyetçiliği böyledir.

Milliyetçilikte hedef ne olmalı?
Din milliyetçilikten tam anlamıyla soyutlanmalı, din kendi gerçeği ile evrensel olarak ele alınmalı. Din yüceler yücesi olup bütün kâinatı ilgilendirir. Bizim Türklüğümüz, bizim milliyetçiliğimiz ise bizi ilgilendirir, bizim diğer topluluklardan farklılığımızı ortaya koyar. Milliyetçilik çok geniş kültürel çerçevede ele alınmalı. Din ile asla karıştırılmamalı. Kolayca görebiliriz ki adına Türk milliyetçiliği dense de gerçekte bizde çok derin bir şekilde yerleşmiş töreselleşmiş dini duygular vardır. Bunun milliyetçilikle ilgisi yoktur. Dini olması her ne kadar bilgiden hakikilikten uzak olsa da dinidir. Milliyetçiliğin istediği anlamda milli değildir.
Türk milliyetçiliği eğitime kültüre sıkı sıkıya bağlı olunursa, Türk folkloruyla (halk bilimiyle) derinden ilgilenilirse, bütün bunlarla beraber bilinçli olarak ele alınırsa, işlenip geliştirilirse ve halkın sahip olduğu bir kültür edilirse, devamlı geliştirilmeye çalışılırsa, yaşayan, yenilenen, gelişen aktif bir kültür olursa Türk milliyetçiliği olabilir. Bunlar yoksa şu an olduğu gibi bizim Türklüğümüz sadece gelenekçi dini yönü ağır bir törecilikten ibaret kalır. Zaten öyledir. Adı ne olursa olsun. İsterseniz en hakiki Türklük deyin, değildir. Soy olarak Türk olabiliriz, ama dine dayalı yanlarımız “töreleşmiş anlamda” çok daha ağır basıyor. Kültür yönümüz ise sıfır. Yani töreciyiz. İstersek iki üniversiteden mezun olalım, doğma büyüme İstanbullu olalım veya Berlinli olalım. Bu töreci anlayış Türk olmak diye anlatılıyor ve Türk milliyetçiliği böyle bir şey sanılıyor. Halkımızın anlayışı budur. Bu sadece soy tanımlaması olabilir, kavim adı olabilir. Soydaşını kayırmaktan ibaret anlayışlara da milliyetçilik deniyor. Hayır bu sadece bir kavmiyetçiliktir, hatta ırkçılıktır.

Yanlış milliyetçilik anlayışının bir sonucu
Gerçek anlamda, ciddi bilgilenmeye ve kültürleşmeye, kültürel gelişime dayalı Türk milliyetçiliğinin üstünde durulsaydı alevi – sünni soğukluğu kesin olarak ortadan kalkacaktı. O zaman nasıl olacaktı da Anadolu’da kardeş kanı dökülecekti? Nasıl olacaktı da sağ-sol çatışmaları olacaktı? Nasıl olacaktı da Türkiye bu denli gerileyecekti?
Uzun yıllar boyunca bu ülkede sağcılık-solculuk çatışmaları bile gerektiği gibi olmamış, bu çatışmalarda hep dini faktörler rol oynamıştır. Taraflar, özellikle sünni kesimden sağcılar hep din ile tahrik edilmiş galeyana getirilmiştir. Çok fazla kardeş kanı dökülmüştür.


04 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »

Allah akıl fikir versin

Her dostunuzun her sözüne kayıtsız şartsız inanacak mısınız?

Konu şu:
Bugün Yahudiler hâlâ Almanların 70 yıl önce Avrupalı Yahudilere uyguladıkları soykırımın acısı ile bir şeyler yapıyor, email ile soykırım resimleri slaytları gönderip duruyorlar. Bir blogcu arkadaşım onlardan bir email almış ve bu konuda destek olayım diye bana bir mail göndermiş. İsrail devletini desteklediğimi düşünüyor olmalı. Anlaşılan yazılarımı hiç okumuyor..

Yaklaşık 70 yıl önce Yahudilerin ve diğer bazı halk guruplarının tabi tutulduğu soykırım elbette çok acı. Büyük bir insanlık vahşetidir.

Peki bugünkü İsrail’in ve ABD’nin sistematik bir şekilde uygulamaya devam ettikleri Ortadoğu soykırım vahşetlerine göz kapayıp geçmişteki acılarla uğraşanlar neyin peşinde?

Yani israil’i haklı çıkarmaya mı çalışıyorlar? Öyle gibi görünüyor. Geçmişte Almanların yaptığı vahşet bugünkü İsrailli cani aşağılık katil Yahudileri temize çıkarmaz. Bunu çok iyi düşünün.


03 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »

Tevrat soykırım yapmayı açık ve kesin olarak emreder

Herkesin bildiği gibi İsrail Devleti dünyanın tek soykırım siyasetine sahip devletidir. Bu yönü gizli değildir. Kaynağı ise onların dinidir. Apaçık soykırım emri veren günümüz Yahudilerinin Tevrat kitabı Musa peygamberin dininden saptırılmış, bozulmuş bir kitaptır.

Her bir Yahudi için o kitaba inanmak ve gereğini yapmak elbette Yahudi olmanın veya Yahudilerin imanlarının gereğidir, kesin şartıdır.

Böylesi çirkin ve sapık bir dinden çıkmak gerekir. Yahudilik dini insanlığın yüzkarasıdır.

Bazı müslümanlar hâlâ Yahudilerle diyalogdan yana. Hayır Yahudilerle diyalog olmaz. Olacaksa bu ancak onları Yahudilikten çıkarmak için ikna diyalogları olmalıdır.

Tevrat soykırımı apaçık emrediyor. Her türlü çirkinlik gerçekten bugünkü Yahudilerin ellerindeki Tevrat’ta mevcuttur.

Yahudi vatandaşlarımıza çağrı: Bütün vicdanınızı zorlayın çok iyi düşünün o sapık dinden kendinizi kurtarın. Allah öyle sapık şeyleri emretmez. İyi düşünün. Tevrat Musa peygamberden sonra bozulmuştur. İnsanlar Allahın dinini değiştirmiştir. Bunu anlamanız kabul etmeniz gerekir. Siz müslüman olun. İslam dini Musevilik dininin bozulmamış gerçek halini de kapsayan evrensel bir dindir.

Tahrif edilmiş Tevrattan bazı örnekler

“Onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten kadına…çocuktan, emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür…” (I. Samuel, Bab 15 / 3 )

“Ve İsrail onun mirasının sıptıdır; ismi orduların Rabbidir. Sen Benim topuzum ve cenk silahımsın; ve seninle atı ve binicisini kıracağım; ve seninle erkeği ve kadını kıracağım; ve seninle genç adamı ve ere varmamış kızı kıracağım; ve seninle çobanı ve sürüsünü kıracağım ; ve seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım; ve seninle valiyi ve kaymakamı kıracağım.” (Yeremya, bab 51 / 19-23)

“Tanrınız Rab kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınızın size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz . Yakınınızdaki milletlere ait olmayan sizden çok uzaktaki kentlerin tümüne böyle davranacaksınız.” (Tesniye, 20; 13-15)

“Ancak Tanrınız Rabbin miras olarak size vereceği bu halkların şehirlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız.” (Tesniye; 20/16)

Bu 4 örneğin alındığı web sayfası: http://www.dusunceler.org/1/2008/12/29/israel/


03 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »

Çok geç kaldınız!

2009 yılının Irak’taki ilk intihar bomba saldırısı 2 Ocak Cuma günü gerçekleştirildi. Saçma sapan beyin yıkamaları ile dolduruşa getirilen bir Şii, Sünni bir şeyhin bir toplantısına girmiş ve bombaları patlatmış. Ölü sayısı 30 civarında, yaralılar ise 110 kişi kadar.
Haber kaynağı: BBC

* * *

Amerikalılara karşı intihar bombacısı olmayı mantıklı bulabilirim. Hatta hep söylüyorum orada yaşanan çirkinliklerin içinde olsaydım ben de intihar bombacısı olabilirdim Amerikalılara saldırırdım. Ama müslümandan müslümana yapılan katliamlarda nasıl bir mantık bulunabilir?

Bu intihar bombacısını gerçekten Şiiler mi dolduruşa getirdi Sünnilerin toplantısına gönderdi yoksa kendilerini Şii gösteren İsrail ajanları mı cahil Şiilerin beyinlerini yıkıyorlar şüpheleniyorum. Çünkü Yahudilerden her şey beklenir. Onların akıl almaz kurnazlıklarını Mevlana bile yüzyıllar önce mesnevisinde anlatmış. Okuyunca insanın kanı donuyor.


03 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »

Sera Hanıma Yapılan Terbiyesizlik

Çok kızdım. Gerçekten terbiyesizlik yapıldı bunun başka bir izahı olamaz. Hepsi önceden aralarında anlaşmış bu çok belli oluyordu.

İlk günden beri zerafet ve nezaket timsali sandığım Nurten hanım hele meğer ne kadar sahtekârmış!
Alessandro zaten her halinden belliydi: Cambaz ve hokkabaz karakterli bir tip. Asla güvenilmemesi gereken biri. Böylelerinden uzak durmak gerekir.
Merve çok genç, her türlü tecrübede toy. 24 yaş tecrübe için çok genç bir yaş olsa da bilgi açısından affetmem. Çok cahil. Kendisini rezil etti. Hani kalıbının adamı değil derler ya: Bu söz onun için de geçerli: Kalıbının kadını değilmiş! Nurten hanım da aynen öyle. Hiç yakıştıramadım. Bir yarışma uğruna milyonlarca insanların önünde kendi kendilerini küçük düşürdüler.
Kemal yarışmanın ilk günlerinde bir İtalyan erkeğinin karşısında tavır alma gerekliliği duydu. Yaptıkları çok abes bir şeydi. Türklük ve erkeklik hakkındaki gereksiz hal ve hareketleriyle büyük hatalara girdi. Cehaletin ve vahşetin sesi oldu. Dünkü tabanca şakası çirkinliklerinin son halkası idi.

Sera hanımın yemekleri her şeyiyle profesyonelceydi. Usta işiydi. Diğer yarışmacılar kendi aralarında anlaşmışlar kasıtlı olarak yemekleri beğenmediler yemediler. Terbiyesizlik yaptılar. Kesinlikle affedilebilecek bir şey değil.

Yemekteyiz yarışmasını ilk başladığından beri hiç kaçırmayan abim dedi ki şimdiye kadarki bütün yarışmacılar arasında en iyi yemek yapan sadece iki kişi çıktı. Biri Naim Bey, biri de Sera Hanım.
Yarışmayı pek takip etmeyen annem bile haksız eleştirilere inanamadı hayret etti.

Son gün bütün yarışmacıları daha iyi tanıyabildim. Sera hanım nezaket kurallarını çok çok iyi bildiği halde çok da umursamayan, doğal davranan, kompleksleri olmayan sağlıklı bir kişiliğe sahip. Doğal bir insan. Sonradan görme değil.
Nurten hanım ise nezaketten anlar gibi görünmekte çok titiz davranan, zarif görünmek için kendisini zorlayan biri. Ama bugün çok açık verdi. Kendisini Sera hanımla kıyaslaması, kendi yemek verme günündeki emeklerinden bahsetmesi ayıp oldu görgüsüzlük oldu. Gözümde bir değeri kalmadı. Vır vır vır vır dedikodu yaptı.

Sera hanımın bugün tek hatası, misafirlerini ilk karşıladığı anda yorulduğunu anlatması oldu. Davetli misafirlere “yemek yapmak için çok koşuşturdum çok yoruldum” demek nezaketsizliktir. Sen yemeğe davet ettiğin kişilere yemek yapmak için canının çıktığını söylersen demek istemiş oluyorsun ki “Sizin yüzünüzde çok yoruldum. Keşke sizi hiç davet etmeseydim.” Bu yanlıştır. Yapılmaması gerekir.
Bu yanlış hareketin bir başka sakıncası da şu: Negatif bir halini söylersen o negatif hal sende kat kat artar. Sonra altından kalkamazsın. Yorgunum dersen kendini daha fazla yorgun hissedersin.

Yemekleri gün gün özetleyecek olursam: En başarısızı Merve idi. Diğer dördü ellerinden geleni yaptılar. Kemal bile zihniyetinden beklenmeyecek derecede büyük bir özenle çalıştı çabaladı. Çiğ köfte yalanına gerek yoktu, bunu yanlış buldum.

Sera hanıma haksızlık yapılmasının dışında birinciliği kim hak ediyordu? Kemal. Çünkü gerçekten ince işler yaptı helal olsun. Nurten hanım çok daha ince işler yapmıştı ama ne de olsa yemek konusunda o bir profesyonel. Gösterdiği iyi performansı, özeni ve dikkati için Kemalin birinciliği doğru bulunabilirdi. Tabii eğer Sera hanıma haksızlık yapılmasaydı.

İlk gün Nurten hanıma hiç de hak etmediği çok düşük puanlar verilmişti. Belki bunu telafi etmek için Kemal ve Alessandro bugünkü terbiyesiz hileye başvurdular. Cahil Merve ile sahte zarif Nurten hanım hileyi kabul ettiler. Fikir kesin Alessandro’ya aitti. Kemalin düşündüğünü sanmam. Alessandro korkulacak bir tip. Her türlü hinliği düşünebilen bir yapıya sahip. Bir saniyede kafasından binbir hinlik geçiyor.

Son anda bile bir hinlik düşündü: Kemalin ödülünün yarısını almak için Kemali kandırmaya çalıştı. Tabii ki başarılı olamadı. Kemali tebrik ediyorum hiç de aptal değilmiş. Kurnaz İtalyan tilkisinin tuzağına düşmedi. Parasını güle güle harcasın.

Yabancıları iyi tanıdığım için şu konuda okuyucuları uyarayım:
Türklerin misafirperverliğini, cömertliğini ve yardımseverliğini sömürmede çok ustadırlar. Özellikle Kuzey Avrupa’dan turist olarak gelen kadınlar var ya işte bunlar bizim erkeklerimizin aptallıkları konusunda Türkiye’ye hazırlıklı gelirler. Onlar için Türk erkekleri tam manasıyla yolunacak bir kazdır. Tepe tepe kullanmak için gelirler ve erkeklerimizi her konuda bir güzel kullanırlar. Avrupalı bir turist kadın tek başına gelir ve neredeyse tek kuruş harcamaz. Her şeyi bizim aptal erkeklere ödetirler. Doya doya keyfini yaşarlar ve sonra memleketlerine dönerler. Bizim geri zekâlı erkekler bir Avrupalıyı şey ettim diye kendisiyle gurur duyarken hiç farkında değildir esas şey edilen kendisidir. Hem de bir kadın tarafından!!!


02 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »

Doğalgaz faciası ve rezalet

Yılbaşı kutlaması yaptıktan sonra doğalgaz zehirlenmesi ile ölen yedi genç arkasından yapılan çirkin dedikodular çok yanlış. İgdaş yetkilileri büyük rezalet içine girdiler.

Ölenlerin ayıplarıyla uğraşılmaz. O gece kendi aralarında zina yapmış olsalar bile arkalarından “bunlar böyle yapıyordu” diye dedikodu çıkarmak çok kötü bir şey. Bir insanlık ayıbı.

Devlet kademeleri içinde her türlü yolsuzluk yapılıyor. Türk halkı aşağılık bankacılara peşkeş çekiliyor. Bankalar tarafından ve devlet tarafından şey edilmedik bir kulağımızın arkası kaldı.

Her türlü yolsuzluk hoş görülürken, kul hakları insan hakları hiçe sayılırken, ılımlı İslam safsatası ile Allahın dini tahrif edilerek bir oyuncak haline, bir ticari meta haline getirilmişken… Bütün bu büyük günahları görmezden gelerek gençlerin hiç kimseye zulmetmeden kendi aralarında yaptıkları cinsel deneyimleri en büyük kötülük diye gösteren insanlar kâinatın en kara yüzlü en fena en günahkâr insanlarıdır.

Cinsellikle ilgili günahlardan çok rahatsız oluyorlarsa her şeyden önce genelev kadınlarını kurtarsınlar onlara tertemiz hayatlar sunsunlar. Çünkü o kadınların hiçbiri o işi isteyerek yapmıyor. Her biri bir şekilde o yola düşürülmüştür. Evet, hiçbir kadın o işi yapmayı istemez. Her kadının doğasında ne vardır? Bir yuvası ve çocukları olsun. Hayatını çocuklarına adasın. Kadının doğasında bu vardır.

Günahların en büyükleri insanların haklarını ellerinden almaktır, zulüm yapmaktır. Zina günahtır ama bir insanı fuhşa zorlamak çok çok daha büyük bir günahtır.

Her türlü zulüm, her türlü kul hakkı çiğnemek zinadan çok daha büyük günahtır. Çünkü zinada karşılıklı anlaşan insanların kendi kişisel günahları söz konusudur. Bu işte başkalarına zulüm yoktur.

Günah işlemede bizim siyasetçiler bütün rekorları kırmıştır. Gençlerin bazı tecrübeleri onların çirkin günahlarının yanında bir hiç kalıyor, adeta masum kalıyor.


02 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »

Yemekteyiz yarışmasında Kemal

Kemal’in çorbası çok iyiydi. En başta beğenileceğini tahmin etmiştim nitekim öyle oldu. Diğer yemekler fena değildi. Yaptığı tatlı güzel ince bir işti. Beğenilmesi gerekiyordu sonuçta beğenildi de.

Kemal bugün varoş zihniyeti kökenli muzipliklerine devam edemedi. Heyecanlıydı gergindi sıkıntılıydı.

Merve’nin tabağından yine kıl çıktı. Kılı kasıtlı olarak kendisinin koyduğu düşünüldü. Bence bu kızdan beklenir. Sessiz ama tehlikeli bir havası var. :) Yalnız kılın Kemal’in kaşlarından düşmüş olması ihtimali büyük. Farkında değiliz ama kaşlar sık dökülen şeylerdir. Yemek yaparken dikkat etmek gerekir.

Dünkü oylama sonucu bu haftaki yemekteyiz yarışmasının en çok puan alanı Alessandro idi. Bugünkü oylamalar Kemal’i birinci yaptı. Kesin sonuç yarınki oylamadan sonra belli olacak. Bakalım Sera hanımın marifetleri neymiş.

Bu yarışmada Nurten Hanım gerçekten harcanmış oldu. İlk gün puan vermede cimri davranan yarışmacıların bütün kastı Nurten hanımaymış demek ki. Çok ayıp oldu. Yazık oldu. Sera hanımın marifetlerini görmeden bir şey demem doğru olmayabilir ama birincilik Nurten Hanımın hakkıydı.
Gerçi onun da büyük hatası oldu. Arnavut ciğeri yanlış bir seçimdi. Sofrada büyük bir ağırlığı ve etkisi olmuştu. Ana yemekten daha baskın bir psikolojik etkisi vardı. Belki de bu yüzden iyi puan alamadı. Hem zarif olması gereken bir sofraya Arnavut ciğeri ve koca bir tabak dolusu kıyıymış soğan uymaz.


01 Ocak 2009    « Tam Sayfa Oku »
 
Blog'da şu anda ziyaretçi var.