— Temmuz 2008 için Arşiv —

Yaşlılıkta Evlilik

Yazan: E. Ali | 16 Temmuz 2008

KanalTürk televizyon kanalının “İtirazım Var” programının iki gündür konusu 75 yaşındaki bir kadının evlilik kararına oğlunun şiddetle karşı çıkması.

İnsanlardan olumlu ve bağımsız düşünebilenler kadını destekliyor. Bağnaz görüşlüler ise kadının oğlunu destekliyor. Jüride, mesleği gazetecilik olan bir adam kadının evlilik kararını “onursuzluk” diye nitelendirdi.

Yaşlı insanların evlilik meselesinin İslam dinindeki yeri nedir programda konu edilmedi (sadece eski bir tiyatro sanatçısı hanım küçük bir hatırlatmada bulundu o kadar). Her türlü saçmalamak normal karşılanırken meselelere islamda çözüm bulmak laikliğe aykırıdır diye düşünülür, islami perspektiften bakmak uygun görülmez. Oysa bu sadece laik devletin icraatleri için gereklidir. Devletimiz laik olduğu için bu laik devletin yürütme ve yargı icraatlarının dine dayandırılmaması gerekiyor ama eğer müslüman bir toplum isek, bunun dışındaki her konuda laik devlet ayaklarına yatmak, bu konuda halka baskı yapıp halkı sindirmeye çalışmak akla mantığa aykırı bir zulümdür.

Öte yandan bu memlekette yeri geldiğinde herkes İslam dinine saygısı olduğunu belirterek İslam adına ahkâm keser. Gerçekte hiçbir şey bildikleri yoktur. Eğitim sistemimizce nesillerdir bu ülkenin insanına İslam dini hobi gibi ele alınması gereken bir şey olarak öğretilmiş. Böyle olunca da İslam konusunda hiçbir bilgisi olmayan kişiler İslam hakkında çok büyük bir rahatlıkla konuşabiliyor. Hiçbir saygıları yok. Yanlış yapıyor muyum diye Allah adına hiçbir kaygıları yok.

İslam dinimize göre yaşlıların dul veya bekâr olarak değil nikâhlı olarak durması daha güzeldir. Eşi ölen kişinin yalnız kalmamak için tekrar evlenmesi çok büyük bir güzelliktir. Bu güzellik İslam dinimizde kesin bir zorunluluk değildir ama sevabı büyüktür. Tabi o niyetle yapılırsa sevabı olur.

Peygamber efendimizin sahabelerinden biri; yaşı çok ilerlemiş, o sırada eşi ölmüş bulunuyormuş. Adam hasta ve ölümü yakın görülüyormuş. Bu sırada evlenmek istediğini, kendisine uygun bir eş bulmalarını istemiş. Çevresindekiler adamın bu isteğine anlam verememiş. Ya bunamış olmalı, ya da bu yaşta hâlâ kadın istemekte diye düşünenler olmuş. Adam onlara durumu açıklamış: “Ben nikâhsız ölmek istemiyorum. Peygamber efendimizin önemli bir sünnetinden mahrum olarak ölmek istemiyorum. Bütün mesele bu.”

Evet, dinimizde sünnet ve şeriat nikâhlı ölmeyi gerektirir ama farz gibi kesin bir gereklilik değildir.

Yaşlıların evlenmelerine dinimiz açısından bakarsak böyle olmalıdır. Yaşlılarımız evlenmek isterse karşı çıkmamalıyız. Ancak evlenecekleri kişinin doğru kişi olması için onlara yardım etmeliyiz.


Güzel Bir Televizyon Reklamı

Yazan: E. Ali | 08 Temmuz 2008

Ülker Hanımeller

Adam annesine geliyor. Devekuşlarına yatırım yapmış. Bunun için arsalarını satmışlar sonra bütün devekuşları ölmüş.
Annesi diyor ki üzülme oğlum. Deveden kuş mu olurmuş? Evi satar tavuk alırız. Onlara bişeycikler olmaz.
Keşke hepimiz hayata bu şekilde bakabilsek. Dünya malı dünyada kalır. Üzülmeye değer mi? Nereye kadar sahip olabiliriz? Kabir kapısına kadar. Sonra ise öbür tarafta onların bize faydası olmaz. Hatta tek tek her şeyin hesabı sorulur. Zaten elimizden çıkacak olan şeyler için boşu boşuna kendimizi üzüyoruz.

Dünya Malı dünyada Kalır. Esas olan kalp huzurudur. Benim tanıdığım insanlar var. Bazıları çok zengin. Hiçbir şeyleri eksik değil ama evlerinde hiç huzur yok. Bazıları fakir ama evlerinde huzur var, sevgi var. Az şeye çok sevinmek var. Zengin tanıdıklarım çok şeye sahip olsalar da onlar için bu normal bir şey. Sevinemiyorlar. Sadece “çevrelerine karşı” rekabet halindeler. Şu toplantıda şunu giyeyim, şu takıyı takayım, yepyeni bir elbise yaptırayım.. böyle israflarla avunuyorlar. Çevrelerinde borçtan evine haciz gelen yakınları varken dünyanın her yerine gider her defasında büyük bir servet harcarlar. Erkekleri ve çalışan kadınları işteki başarı, para, daha çok para mutlu ediyor. Bu mutlulukları aslında paradan değil. Para kazanma hırslarının tatmininden geliyor.
Zengin dediysem bunlar çok zengin. Şimdi işi bıraksalar torunlarına bile yetecek kadar servetleri var. Bana ise bir kuruş faydaları yok. Görmüyorlar. Herkesi kendileri gibi sanıyorlar. O derecede şaşırmışlar.
Fakir bir arkadaşım bütün varlığını benimle paylaşmaya hazırken bunlar köpeğine yaptığı masraf kadarını bile benimle paylaşmaz.
Benim gözüm yok. Ben onlara acıyorum. Esef ile seyrediyorum. Ahirette işleri zor.

Onlara her şeyin hesabı sorulacak: “Senin filan filan yakınların haciz belasıyla uğraşırken sen her fırsatta dünyayı gezdin. Senin sadece bir seyahatinin parası ile en ez dört kişi hacizden kurtulabilirdi.”

Kazançları helâl mıdır?
Eski zamanlarda kazancının helâl olmasına çok özen gösteren birisinin yine de içi rahat değilmiş. Bir islâm alimine her şeyi anlatmış ve sormuş:
- Her şeye rağmen kazancımın helâl olduğunu nasıl anlayabilirim?
Alim kişi dinledikten sonra cevap vermiş:
- Kazancını haram yollarda harcamıyorsan için rahat olsun.

Kıssadan hisse: Zenginler harcamalarına baksınlar. Her şeyleri israf. Her şeyleri haram. Evlerindeki sırf alkollü içki köşesi bile birkaç fakir aileyi bir ay geçindirecek değere sahip.. Bankacılık, borsacılık gibi yollarla kazanç sağlayanlar, paradan para kazananlar gerçekte cehennem azabını satın alıyorlar farkında değiller. Dindar görünüp sülalesini refaha boğan AKP’li hanedanlar da öyle.

Televizyonda konuşup halkı para ve borsa işlerinde yönlendiren uzmanlar da bu guruptan. Bunların başka bir geliri daha var: Halkı kasıtlı olarak yanlış yönlendirirler. Bu yanlış yönlendirmeleri ise bazı büyük para patronlarının direktifi iledir. Karşılığında o para patronları bunları paraya boğar.

Böylesi çirkef düzenler ülkemizde yaygın. Neremiz doğru ki?

Devye sormuşlar: Senin boynun neden böyle eğri?
Deve cevap vermiş: Nerem düzgün ki!!

Kendi pisliğimize aldırış etmeyip İran’ı nefretle anarız. Keşke onlarınki kadar şerefli bir devlet düzenimiz olabilse… Zaten olmayan bir laiklik için memlekette suni sorunlar yaratılıyor. Para patronları bu arada her fırsatı kullanaran servetlerine servet katıyor. AKP de sahte CHP de sahte. Her biri bu halkı sömürmek için yarış halinde çalışıyor. Parti kavgalarında gerçek amaç halkı sömürmektir. Başka bir şey yok. CHP takımı “onlar yiyor biz bakıyor” diye çatlayıp patlıyor. Hiçbirinde fazilet yok insanlık yok.


Kabotaj Bayramı

Yazan: E. Ali | 01 Temmuz 2008

Kabotaj Bayramımız Kutlu Olsun

Türk Bayrağı, Kabotaj BayramıBugün 1 Temmuz 2008, karasularımızda yabancı bayraklı gemiler ve personelin çalışmasını yasaklayan ve sadece Türk Bayraklı gemilerin ve Türk vatandaşlarının çalışmasına imkân veren KABOTAJ KANUNU’nun yürürlüğe girişinin 82. yıldönümüdür.

Söz konusu Kanun 19 Nisan 1926′da TBMM’nde kabul edilmiş ve 1 Temmuz 1926′da yürürlüğe girmiştir. Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı sonrasında Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Anlaşması ile kapitülasyonların kaldırılması, bu anlaşmadan 3 yıl sonra yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu’nun doğuş nedenidir.


 
Blog'da şu anda ziyaretçi var.