Blogcu Mimleşmeleri
Blogcular arasında ilkin “sobe” adı ile başlayan oyun daha sonra “mimleme” ile devam etti. Arada bir yeni bir soru gurubuyla birisi tarafından yeni bir “mimleme” oyunu çıkıyor ve sonra blogcudan blogcuya aktarılıyor. Bu dalga hareketi bir şekilde tükeniyor. Daha sonra başka bir mim oyunu başlatılıyor.
Geçenlerde iki ayrı blogcu aynı mim oyunu sorularıyla beni mimlemişler. 1- Tekno Murat Blog 2- Vişne Ağacı Cevap vermede biraz geciktiğim için kendilerinden özür dilerim. İkisi de bana bildirmediler. Birisini technorati bana bildirdi diğerini kendim onun yazılarına bakarken fark ettim. Daha başka beni mimleyip de cevap alamayan varsa bilsinler ki benim haberim olmadı.
Bu mimlemenin konusu: BLOGUNUZUN HAYATINIZDAKİ YERİ
Soru 1- Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
Cevap 1- 2006 Mayıs ayından önce MSN ile birkaç arkadaşla çet yapıyordum. Onlardan biri bana 19 yaşındaki kardeşinin bir site kurduğunu, 12000 üyesi olduğunu ve çok iyi reklam geliri kazandığını anlatmıştı. Bu fikir bana çok cazip geldi. O çocuğun sitesini inceledim. İslami konularda çok detaylı içeriği olan bir sitesi vardı. Ben de site kurayım dedim. Araştırdım sonunda bunun çok zor olduğunu öğrendim. Tabi o zaman hiçbir bilgim yoktu. Site kurmayı çok fazla temelinden araştırmışım. O şekilde gerçekten çok zor. Daha sonra MyNet hazır site aracından edindim. Ama kimse oluşturduğum sayfalara gelmiyordu. Sonra Googlepages ile birşeyler yaptım. Yine halka açılamamıştım ![]()
Sonunda blogcu.com’u keşfettim. Kimse bana anlatmadı. Tesadüfen bir sitedeki Google reklamlarından reklamını görerek üye olmuştum. Blogculuk hayatına böylece başladım. Karşılıklı yorumlaşmaları filan o kadar sevdim ki ilk amacımı tamamen unuttum. Ancak bir buçuk yıl sonra kendime site edinebildim. Ama o MSN arkadaşımın kardeşininki gibi büyük bir site yapabilmem çok zor. Hâlâ hangi konuda yoğunlaşıp o konuda bir site yapacağıma dair bir fikrim yok. Burada birkaç alt alan adı ile birkaç konuda blog tarzı siteciklerim var. Bakalım zaman ne gösterecek.
Soru 2- Blog yazılarımın konusunun belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Cevap 2- İstediğim konularda yazıyorum. Hiçbir yazım içimden gelmediği halde yazılmış değildir. Öyle olsaydı günde 20 yazı bile yayımlayabilirdim. Maksat çok zengin içerikle Google’dan mümkün olduğu kadar ziyaretçi çekip reklam geliri elde etmek olsaydı öyle olurdu. Konularım burada yeni sitemde birkaç alt alan adı altında ve o alt alan adları altında çeşitli kategorilerde oluyor. Bu açıdan, kategoriye uygun olacak şekilde yazılarımın çizgisine dikkat ediyorum. Mevcut kategorilere uygun olmayan yazılarım için yeni kategori oluştururum. Her bir yazımın SEO için uygun olmasına dikkat ediyorum. Anahtar kelimelerin dağılımı, kategori, etiket, başlık her şey bir yazıda aynı alanda aynı konuda olmalı. Bunu nadiren ihmal ederim.
Soru 3- Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Cevap 3- Maalesef tam tersi gün içinde bazı şeyler için blog yazmadan feragat ediyorum.
Soru 4- Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Cevap 4- Soru anlaşılamıyor. “Zorunlu bir hal almaya başladı mı?” sorusundaki “zorunlu” sözcüğü “mecburi” anlamındadır. Bu bağlamda “artan bekleyiş”ten kasıt nedir anlaşılmıyor. Bu mim oyununun sorularını kim hazırlamışsa ne demek istediğini iyi ifade edememiş.
Soru 5- Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Cevap 5- Yıllarca sürebilir. Belki de ömür boyunca. Öyle görünüyor.
Şimdi sıra geldi benim kimleri mimleyeceğime: F tipi blog, Doğancan Ülker, Hüseyin, Sedencik, Karafakiden, Kayra
Not: Bu belirttiğim blogcular bu oyunu devam ettirmede serbesttirler. Kabul etmedikleri takdirde benden özür dilemeleri gerekmez. Ayrıca, beni mimleyen iki kişinin beni mimlediklerini bana haber vermemeleri galiba bu oyunun yeni bir kuralı. Onun için ben de bu blogculara haber vermiyorum. Buradan okurlarsa görürler.
Etiketler: blogcu mimleme oyunu, Blogculuk, internet ile halka açılmak
Aralık 17th, 2007
saat: 12:58 pm
Şimdi içimdeki BaL “Haber vermeyen eşektir :D” derdi; ama burası ciddiyeti olan bir blog. O yüzden içimde tutuyorum bu şebekliğimi
Mim lafını hiç sevmiyorum. Bir dolu olumsuz şey getiriyor insanın aklına… Fişlenme, Eylül, Baskı vs gibi…
Ben o yüzden “sobelenmiş” sayıyorum kendimi
Yazarım en kısa zamanda…
Sevgiler…
*****
Cevap:
Al benden de o kadar.. Şu mim kelimesi bana da hoş olmayan şeyler anımsatıyor. Ama zavallı kelimeciğin ne suçu var? Kabahat ona o hoş olmayan anlamları yükleyen insanlarda
Aralık 17th, 2007
saat: 1:07 pm
mimlemenin temeli zaten senin blogunu ziyaret eden blogcuları mimlemektir.Bu yüzden bildirmedim.Blog yazan diger kişiler böyle yapıyor.
Yazın gerçekten güzel olmuş, iyi günler
*****
Ama bazen uzun zaman yorumlar karşılıksız kalınca başka yerlerden gelen yorumlarla uğraşınca insan bazı bloglara uğramayı ister istemez ihmal edebiliyor. O açıdan, yorum yazmayan arkadaşların haber vermeleri gerekebilir.
Cevap:
Bu anlayışa göre haber vermemenin yeni bir kural olmadığı anlaşılıyor. Eskiden sobeleyenler veya mimleyenler gelir bildirirlerdi. Ama bu daha mantıklı. Elbette zaten gelip yazılarımızı okuyanları mimleriz veya sobeleriz. Dolayısıyla tekrar geleceklerinden dolayı haber vermek gerekmiyor. Bunu düşünmeliydim
Aralık 17th, 2007
saat: 5:59 pm
tesadüfen gördüm. aslında yazının içinde bağlantı kullansaydınız, yani kelimeyi link yaparak blog ismine link verseydiniz Gelen Bağlantılar kısmında görerek haberdar olurduk. Genelde usül böyledir. = )
***
E.A. : Aslında bunu düşünmüştüm ama nedense o sırada unutmuşum. Yine de geç kalmış sayılmam. Şimdi hemen onları linkli yapıyorum.
Aralık 18th, 2007
saat: 12:17 am
haber vermeseniz de olur
kuşlar haberdar ediyor zaten
şaka bi yana şimdi ben tamam sobelendim de kimi sobelicem onu düşünüyorum.eda abla, murat abi ve siz varsınız sık gezdğim bloglar arasında…neyse ben bulurum 3-5 abi/abla 
sanırım ufkumu geniş tutma vaktim geldi başka blog yazarlarını da takip etsem iyi olacak.Çinliler gibi ağır bir kütle gibi sürekli yerimde durmam bana bi fayda getirmez
bu arada sobeleyecek bir kaç blog geldi aklıma iyi de oldu

cevabı en kısa zamanda yazmaya çalışcam.biraz geç sürebilir ama olsun mühim olan katılmak
hayırlı akşamlar.
Aralık 18th, 2007
saat: 6:28 pm
i$lem tamamdır
Aralık 19th, 2007
saat: 1:45 am
“blogcular arasında” ve link veremedeğiniz görüldüğü üzere verdiğiniz pası alamıyorum, ben saha kenarındayım :-/
***
E.A. : Belki bu arada blog edinmişsindir haberim yoktur bu vesileyle ortaya çıkar diye düşünmüştüm
Aralık 19th, 2007
saat: 2:06 pm
***
Benim pek kitap okuma alışkanlığım yoktur, ansiklopedilere bakarım, takvim yapraklarını okurum, hergün gazete okurum ama kitap okumak sıkıcı geliyor. Bunu alışkanlık haline getirmek istiyorum, o yüzden blog ile ilgilenemem.
H.Y : öyle olsaydı sizin statcounter şimdiye kadar işi çözerdi değil mi
*****
EA: Kitap okuma alışkanlığın yok ama çok şey okuyorsun, okuduklarını da hakkıyla anlayabiliyorsun. Önemli olan şey bir şeyler okumak. Kitap okunacak şeylerden sadece bir tür. Biraz uzunca. Günde 50 sayfalık parça parça yazılar okuyorsun da günde 20 sayfa kitap mı okuyamıyorsun? Bence zamanla bu da olur. Yeter ki ilgini çekecek bir kitap eline geçsin. Peki bu meseleyle blog tutmanın ne ilgisi var? Üstelik blogların bazılarını iyi takiptesin. Galiba blog tutmanın okuma alışkanlığına zarar vereceğini kastediyorsun. Olabilir. Bir işte çalışıyorsan, benim gibi daha rahat zamana sahip değilsen elbette zarar verebilir. Yorumları oku uygun cevap ver kim ne yazmış git bak vesaire insanın çok vaktini alıyor. Haklısın. Eğer öyle ise blog tutman diğer şeyleri okumana vakit bırakmayacaktır.
Aralık 19th, 2007
saat: 10:22 pm
bayramını kutlarım
mutlu bayramlar:))
buyuklerimin ellerınden öper kucuklerımın yanaklarını ceker ve severım
Aralık 25th, 2007
saat: 5:52 pm
Bir yerlere link versen de ben anlamazdım :))))) Gelip söylenecek kardeş!
Sobemi savdım ben de
Sevgiler…
*****
EA: Haklısın aslında. Ama nasıl olsa karşılıklı ziyaretler olduğu için sobelenen kişilerin nasılsa göreceği düşüncesi de doğru. Herkes haklı yani