‘Anılarım’ Kategori Arşivi
Tefeci Vasfiye
Vasfiye Hanım orta yaşlı dul bir kadındı. Güzeller güzeli bir kızı vardı. Kızının kocası hapishaneydi diye hatırlıyorum.
Babam Vasfiye Hanım’dan faizli borç almıştı. Her ay faiz öderdik. Vasfiye hanım aylık faizin bir gün bile gecikmesini kabullenemezdi. “Benim tek gelirim bu para” derdi ki bu bir yalandı.
Bir keresinde faiz parasını ben götürmüştüm. Kapıyı kızı açmıştı. Üzerinde hoş bir gecelik vardı. Sabah mahmurluğu ile öyle bir bakışı vardı ki o zaman çocuk sayılırdım ama dillere destan güzelliği karşısında aklım başımdan gitmişti.
Vasfiye Hanım sadece tefeci değildi; aynı zamanda kadınlara vaaz verirdi. Dinden imandan bahsederdi. Kadınlar haftada bir veya iki gün her defasında başka bir evde toplanırlar, Vasfiye Hanım’ın vaazlerini dinlerlerdi.
Vasfiye Hanım kendine güvenen, girişken ve yüksek sesle sert bir ses tonuyla konuşan biriydi. Hiç tanımadığı insanlarla bile sanki onlar ailesindenmiş gibi hiç çekinmeden konuşurdu. Biraz fazla konuşurdu. Konuşmak için bahane arardı. Karşısındaki kişi kim olursa olsun konuşma fırsatını değerlendirmeye bakardı.
Eski Bayramlar Eski Paralar
Her yaştaki insanın kendisine göre bir “eski bayram” anlayışı vardır. Herkese göre eski bayramlar daha iyidir.
18 yaşındaki bir genç için “eski bayramlar” 10 yıl, en fazla 15 yıl önceye aittir ve bugünkü bayramlarla kıyaslanamayacak derecede çok daha iyidir. 50 yaşındakiler için ise 40 yıl, 30 yıl önceki bayramlar daha iyidir.
18 yaşında olup eski bayramlar daha iyi idi diyen bir genç doğmadan önce bile “Eski bayramlar daha iyiydi” diyenler vardı.
Ben çocukluğumdan hatırladıklarımı yazayım:
Çocukluğum ve bayramlar deyince aklıma hep para gelir. Çünkü yoksul bir aileydik. Bayram harçlıkları bana gerçekten bayram olurdu.
Herkes herkesi ziyaret ederdi. O zamanlar hiç kimse bayramda tatil yerlerine gitmeyi düşünmezdi. Komşular birbirlerini ziyaret eder bayramlaşırlardı.
Bizim mahallede gayrimüslimler bile bayramımızı kutlardı. Hediye alanlar bile olurdu.
Şimdi kapı komşumuz selam dahi vermiyor derecede soğuk insanlar. Bu muhitte eski İstanbul şehir kültürü kalmadı. Birkaç yaşlı gayrimüslimden başka eski güzellikleri devam ettiren yok. Her yer sonradan görme şaşkınlarla dolu. Bayram onlar için uzak tatil yerlerine gitmekten başka hiç bir işe yaramaz.
Bayramlarda evimize paket paket şekerlemeler, lokumlar gelirdi. O zaman çikolata hem pahalıydı hem insanların alım gücü daha azdı. Bu yüzden neredeyse hiç kimse bayram şekeri olarak gideceği yerlere çikolata götürmezdi.
Gelen paketlerin çoğunu açmazdık. Bayramlaşmaya gideceğimiz yerlere götürürdük. Kim bilir belki onlar da başkalarına götürüyordu. Bir paket şeker bayramda elden ele dolaşıyor olmalıydı.
Biz çocuklar büyüklerin ellerini “para için” öperdik. Rahmetli amcalarımdan biri bayramda çocuklara vermek için özel olmak üzere bankadan 10 liralık banknotlar alırdı. Henüz hiç kullanılmamış gıcır gıcır kâğıt paralar…

Bu yeni paralar abimle beni daha çok sevindirirdi. Tabi o zamanın 10 lirası ile bugünkü 10 lira aynı değerde değil. O zamanın 10 lirası belki bugünün 3 veya 4 lirası kadar değerdeydi. Rengi yeşilimsiydi. Bugünküne göre küçük ebattaydı. Bunlar tedavülde uzun süre kalamamıştı çünkü o zamanlar enflasyon hızla yükseliyordu. Bir de şu var ki o zamanın az parası ile çocuklar daha çok şey alabiliyordu. Yani zaman çok değişti. Bugünün çocuklarının satın aldıkları şeyler çok daha pahalı. Biz şeker alırdık, gazoz, bisküvi, vs. alırdık. Şimdikiler böyle şeylere pek tenezzül etmez. Cep telefonunu yenileyecek veya henüz yoksa yeni cep telefonu alacak. İpod nedir bilmiyorum şimdi çocukların büyük ihtiyacı.
Ben daha küçükken (hayal-meyal hatırlıyorum) 10 liralar yeşildi. Bir de 5 liralık kâğıt paralar vardı ki onların rengi maviydi. Hoş bir rengi vardı. En çok 5 lira kâğıt paraları severdim.


12 Eylül 1980
12 Eylül Darbesi 1980 yılında yapıldı. Ben o zamanlarda küçük bir çocuktum. O zamanlardan aklımda kalan en etkileyici şey, annemin ve komşuların “Kargaşalar, yağmalamalar” gibi şeylerin olmamasından dolayı memnuniyetlerini dile getirmeleriydi.

Ötücü Kuşlar
Geçenlerde fotograf blogumdaki şu yazımda >>> resimlerle anlattığım kuşların hepsinin serçe mi yoksa aralarında flurya, iskete, ispinoz filan var mı diye merakımı dile getirmiştim.
Yazılarımı takip eden adının belirtilmesini istemeyen bir blogcu arkadaşım konuya açıklık getiren bir email gönderdi. Kendisine teşekkür ederim.
Bu sayede fotokritik sitesinde ne kadar usta fotoğrafçılar olduğunu öğrenmiş olduğum gibi bu fotoğrafçıların arasında bazı konularda uzman kişilerin olduğunu da öğrendim.
Aşağıdaki resimler fotokritik sitesi üyelerinden Baskın‘a aittir.
Flurya kuşu resimleri:

Saka kuşu:

Bu saka kuşu resimleri beni çocukluğuma, 4 - 5 yaşlarıma götürdü. Bizim evin önü açıklık olup belki iki yüz metre ileri doğru gittikçe alçalan bayır gibi bir alan vardı. Aşağılarda tarlalar ve boş yeşillik alanlar vardı. Abim tuzak kurup saka kuşu yakalamaya çalışırdı. Resimde görüldüğü gibi sakalar bazı dikenlerin tohumlarını sever. O dikenlerin arasında tuzak kurar, tuzağın altına kuş yemi döker, ayrıca bir kafes içinde evdeki saka kuşumuzu da getirip tuzağın yanına koyardı. Oradaki diken çeşidine abim “kahve dikeni” derdi. Onca uzun yıllar sonra bu dikenin adını hatırlayabilmem çok ilginç.
İspinoz: Ağaç Serçesi:

Bu fotoğrafları orijinal büyüklüklerinde görmek için siteye üye olmak gerekiyormuş. Fotoğrafları çeken baskın adlı fotoğraf meraklısı kişinin çektiği diğer bütün resimleri görmek için buraya tıklayın: >>>>>
İskete Kuşu eksik kaldı. Aşağıdaki iskete resmi Vikipedi‘den:

Not: Bu yazımı niçin fotograf blogumda değil burada yazdım? Çünkü orada sadece kendi çektiğim resimlerin olması zorunlu. Burası ise karışık. Hem kendi çektiğim hem başka yerlerden bulduğum fotoğrafları burada kullanabiliyorum.
