‘Blog ve Blogculuk’ Kategori Arşivi

Nasıl Bir Ortamda Yazıyorum?

Yazan: E. Ali | 06 Aralık 2008

Bu konu aslında blogcular arasında bir mim oyunu. Beni mimleyen: Gürkan Biçer. Ona da Gülşah Abla’sından gelmiş.
Mimin adı aslında “Nasıl Bir ortamda Blogluyorum” idi. Bloglamak Türkçeye zoraki ve yasadışı(!) yollardan sokulmaya çalışılan fiil türü bir kelime olduğu için kabul edemedim onun yerine “yazmak” fiilini kullandım.

Nerede yazıyorum? Kendi odamda yazıyorum. Salona göre sessizdir. Feriköy ve Okmeydanı yönüne bakıyor.
Fotoğraf odamın manzarası: Martıların yoğun tartışmalı, bağrışmalı bir sabah toplantısından sonraki dinlenme anlarında çekilmiştir. Bizim milletvekilleri gibi toplanıp bağırıp çağırırlar.

En arkadaki ağaçlıklı yer Dar-ül-Aceze ve bahçesi. Aslında buraya çok uzak. Fotoğraf zoom ayarıyla çekildeği için her şey çok yakın görünüyor.

Salon ise ana caddeye bakıyor. Pencereden sağa bakarsan Caddenin sonundaki Rum kilisesi ve daha arka planda çok uzaklarda ufukta Beyazıt görünür. Sola bakarsan caddendin başında (veya diğer sonunda diyeyim) Osmanbey’deki Katolik mezarlığı, daha arkada ise Şişli’deki kuleler görünür. Bu kuleler yapılmadan önce Levent’teki kuleler görünüyordu. Ana caddede trafik yoğun olduğu için pencere çift camlı olmasa evde gürültüden durulmaz. Yine de pencerelerimiz çoğu zaman açıktır. Gürültü kirliliği hayatımızın bir parçası oldu. Geceleri trafik yoğun olmadığı için gürültü daha az.

Odamın içinin resmini koymadım çünkü bayram temizliği yapıyoruz. Bu halde göstermek istemedim.

Sıra geldi bu konuda yazmaları için kimleri mimleyeceğime:

Vişne Ağacı ve Nalan’ın Evi.


Blog Yorum Faciası

Yazan: E. Ali | 21 Kasım 2008

Hiç aklıma gelmemişti!
Geçenlerde şööööyle bir şey aklıma geldi:
Ben değil.. bende yalan da yok hilaf da.. :) ama çoğu blogcu kardeşlerim abilerim ablalarım niçin yazıyor? Sitelerine ziyaretçi çekmek için yazıyor. Reklâm geliri esas niyettir.

Sonra, her yere yorum yazmazlar. Hiç yorum yazmayanlar ise çoğunluktadır. Diğer blogcuların yazılarını okurlar mı? Göz atarlar. İlginç bulurlarsa “belki” okurlar. Blogları dolaşmakta esas amaçları ise okunacak yazı bulmak değildir. Blog piyasasını kolaçan etmektir. Bunun dışında devamlı sitelerine yeni içerikler kazandırmak derdindedirler.

Gelelim aklıma gelen şeye:
Çoğu blogcu arkadaşları tanırım. Parlak zekâlı, aklı başında, yaş tahtaya basmaz, hesabını bilir, bir yazının nasıl okunacağını da bilir, okumayı elbette bilir, eğitim düzeyi iyi.. ama bütün bunlara rağmen niçin bazen (aslında çoğu zaman) isabetsiz yorumlar yazarlar? Bu arada, sadece bana yazılan yorumları kastetmiyorum. Genelde her blogda gördüğüm yorumlardan bahsediyorum. Evet, bazı blogcuların yorumları niçin isabetsiz? Yani isabetsiz olmakla kalsa bir şey demeye hakkım yok ama yazıyı hiç anlamaya çalışmadıklarının göstergesi olan yorumlar var.

Esas mes’ele-i mühimme şu: Yazıya göz atıyorlar. Başlık ve bir iki kelime okumaları kâfi. Hemen bastırıyorlar yorumu. Tabi sonuçta ne oluyorlar? Küçük düşmüş oluyorlar.

Kafadan atarak örnek vereyim:
Blogcunun biri masumane bir şey yazmış. Amacı ne ziyaretçi çekmek ne de reklam geliri.. Amacı bir şeyler paylaşmak. Yazısının başlığı da diyelim ki
Basmane Tren istasyonu.
Bilen bilir izmir’dedir. Herneyse. Başlık bu. Yazıdaki ilk kelimeler ise:
Tarihi bir yer gibi görünüyordu. İçerisi ürkütücü müdür diye bizi bir merak aldı.
Şimdi yazıyı okuyan kıdemli blogcu(!) satırları atladı, ortalara geldi. Orda şu kelimeleri gördü:
Tren raylarını tamir eden görevliler..
Okuyan ani bir göz atma hamlesiyle altlara geldi şu kelimeleri gördü:
Tren sireni ile…
daha fazla okumak istemedi. Sanki okuyordu da. :)

Yorumu ise şöyle:
Bilirim orayı. Güzel yerdir. Benim de çok güzel anılarım geçmiştir orda. :)
Yorumun sonunda gülücük işareti de var ya, tamamdır. Böööyle değerli bir blogcudan yorum almak ha! Büyük şeref! Hem de gülücük işaretli!

Halbuki tren istasyonu başlıklı yazıyı yazan masum blogcu kişi yazısının içinde eşinin orada kaza ile tren altında ezilerek öldüğünü anlatmıştı.

Gelelim kurnaz(!) blogcunun kafasından geçirdiği ama elbette yazmadığı gerçek yoruma. Bunu ibretle okuyun lütfen:
Yav bu yazıya Google ziyaretçi gönderir mi? Ziyaretçi gelse gelse bile ne bunda uygun reklam çıkar ne de ziyaretçi reklâmlarla ilgilenir. Yanlış yazı seçmiş. Olmamış. Acıyorum bu blogculara. Boşa kürek çekiyor zavallılar.

Bu yazıyı yazmama zaman zaman hiç ummadığım kişilerin olmadık yorumları sebep olmuştur. Yazdım rahatladım.

Belki benim de onlarla benzer amaçlarım olabilir ama bir yazıya yorum yazacaksam yorum yazarım. “Okurum” sonra “yazarım”. Büyük konuştum vesselâm. :)


Blogcu musun değil misin?

Yazan: E. Ali | 25 Ekim 2008

Bloggger şudur, budur, şunu yazmalıdır, şunu yazmamalıdır…Bazı sinirli kişiler blogculuk uğraşısının nasıl olması gerektiğini fazlasıyla kafasına takıyor. Tamamen gereksiz bir takıntı. Takıntının gereklisi olmaz zaten.

Meseleye açıklık getireyim:
Sitenizi kullanma amacınız ve yazılarınızın içeriği ne olursa olsun siz eğer diğer blogcularla yorumlaşmalarda bulunarak iletişim halinde olmayı önemli buluyorsanız..

Yazılarınızı kupkuru bilgiler olarak değil de kendi kişiliğinizden bir şeyler katarak yazıyorsanız.. Bunu bazı yazılarda yapmayabilirsiniz, ama genelde yapıyorsanız..

Sitenizin tasarımını yuvanız gibi kendinize uygun olmasını istiyorsanız…

Siteniz aynı zamanda kendinizi ifade etmenizin ve dostlarınızla bir şeyler paylaşmanızın bir yolu olabiliyorsa..

Evet, bu saydığım özelliklere ve benzer özelliklere sahip bir şekilde bir web sitesi devam ettiriyorsanız siz bir blogcusunuz, İngilizcesi bir “blogger”sınız.

Bu özelliklere sahip olmadığınız sürece, blogcu.com veya blogger.com gibi ücretsiz blog servislerinde yazılar yayımlasanız bile blogcu değilsinizdir.

Sözcüklerin sadece sözlük anlamlarına takılmak gereksiz bir sıkıntıdır. Her şeyin genel kabul görmüş yönü önemlidir. İşte bunu iyi bilelim.

Blogculuk bir “kendini ifade”dir, insanlarla paylaşımlarda bulunmaktır.. vesaire… vesaire… :)


Blogcu’da Bağlantılar

Yazan: E. Ali | 29 Mayıs 2008

Blogcu.com sitesinin ücretsiz blog hizmetinden faydalanan kişiler arkadaş listelerine sadece blogcu.com üyesi blogcu arkadaşlarını ekleyebiliyor. Blogger veya WordPress kullanıcıları olan blogcu arkadaşlarını o arkadaş listesine ekleyemiyorlar.
Ekleyemedikleri bu kişileri “bağlantılar” imkânından faydalanarak ekleyebilirler. Ama buraya ekledikleri bloglar arkadaşlarım listesindeki bloglardan ayrı bir liste halinde olacaktır.

Nasıl Yapılır:
Blog yönetim sayfanızdan sol tarafta linkler var. “ayarlar”a tıklayın.
Sonra başka linkler belirecek.
“profilim” adlı linke tıklayın.
Bir sayfa açılır. Aşağı kısma gidin.
“Bağlantılarım” diye siyah bir başlık var.
O başlığın altında kutular var.
Soldaki kutuya site veya blog ismini istediğiniz şekilde yazmakta serbestsiniz.
Sağdaki kutuya ise sitenin veya blogun URL adresini değiştirmeden yazın.
Sonra iki işlem var:
Birincisi: Alttaki “Bağlantı Adreslerini Kaydet” düğmesine tıklayın.
İkincisi:
“Bağlantılarım” siyah başlığının üstündeki “Değişiklikleri Kaydet” düğmesine tıklayın.

İşlem tamamdır. Artık blog sayfanızda bu eklediğiniz link veya linkler görünecektir.


Alıntı Çalıntı

Yazan: E. Ali | 01 Nisan 2008

İinternette sitelerde ve bloglarda yayımlanmak üzere başka sitelerden izinsiz yapılan alıntı yazılarda kaynak belirtilse bile bu bir hırsızlıktır. Çünkü aynı yazı iki ayrı yerde olduğu zaman Google birisine öncelik tanıyor. Böylece bir yazı için saatlerce uğraşıp emek veren kişinin bütün emekleri boşa gidiyor. Diğer kişi onun yazısını birkaç saniyede ahlaksızca kopyalıyor ve kendi sitesinde yayınlıyor.

ALINTI YAZILARDA DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

İnternetteki sitelerden, bloglardan alıntı yapmamanızı tavsiye ederim.
Evinizdeki kitaplardan şu şekilde alıntı yapın:
1- Kaynak belirtin: Filan yayın evinin filan kitabının filanıncı baskısından, filan sayfadan alınmıştır, yazarı filandır diye.
Kitabın başında haklardan bahsedilir. Bu kitap şöyle böyle yayınlanamaz, alıntı yapılamaz vesaire. Bu durumda, eğer dindar biri iseniz, anlayın; adam “hakkımı helal etmiyorum” diyor kısacası. Hem hakkınızda yasal işlemlere baş vurup kendisine tazminat ödemenizi de sağlayabilirler.
2- Aynen alıntı yapmayın: Konuyu tanıtın ve okuyucuları kitabı satın almaya yönlendirin. Aksi takdirde bu da bir hırsızlıktır. İnsanlar sizin sayfanızdan alacağı bilgileri alır ve o kitapları satın alan olmaz.
İnternetteki sitelerden bloglardan illâ alıntı yapmak istiyorsanız:
O yazıyı kısaca tanıtın ve okuyucuları oraya yönlendirin.

Herkes neler yapıyor, ben bir alıntı yapmışım çok mu diyenlere:
Düşünün, herkes böyle düşünse dünyanın hali ne olur? Siz herkese iyi örnek olun ki böylece faziletli davranışlar kıymete binsin. Hırsızlar ve hırsızlara uyanlar utansın.
Sen göz yum, bununla da yetinme, sen de hırsız ol.
Ben de aynen senin gibi yapayım.
Bizi takip edenler de aynen bizim gibi yaparlar.
Onların takipçileri de onları izler.
İyisi mi biz bu gidişe dur deyip en azından kendimiz hırsızlıklar silsilesine dahil olmayalım. Ne zincire bağlanalım ne de bu haksız akımı devam ettirelim.

ALINTI YERİNE DERLEME

Ben bazen yaparım. Yine de faydalandığım yerleri kaynak gösteririm. Derlediğiniz bilgileri kendinize özgü yeni cümlelerle ifade edecekseniz kaynakları belirtmenize gerek. Ama, okuyucuların bilgilere güvenebilmesi açısından kaynak belirtmeniz sitenizin kalitesini, güvenilirliğini ve tercih edilebilirliğini arttıran çok faydalı bir uygulama olur. Özellikle konusunda otorite olan kişilerin yazılarından derleme bilgiler hazırlıyorsanız.

KONU İÇİN GEREKEN ALINTI

Bu olabilir ama bunun için birisinin bütün bir yazısını veya bütün anahtar kelimelerini içeren yazının bir kısmını almak haksızlık olur. Burada alacağınız kısmı çok sınırlı tutup sahibinden onay almayı ve kaynak göstermeyi de ihmal etmeyin.

YABANCI DİLDEN ÇEVİRİ

Bana bu da etik değil gibi geliyor. İzinsiz al, Türkçeye çevir, yayımla! Aslında o kişiye en küçük bir zararınız olmuyor. Çünkü diller tamamen farklı. Kamu yararına olan konularda hiçbir durumda mahsuru yok. Özellikle sağlık konularında batılılar zaten yeni gelişmeleri e-mail ile herkese ücretsiz ulaştırma derdinde.

FİKİR ÇALMAK

Burada iddiada bulunamayız. Aynı gün iki farklı kişi aynı konuda bir şeyler yazıp yayımlayabilir. Birisi diğeri için “Fikrimi çaldı” diyemez. Ama fikir çalmak bazen çok yanlış bir şey. Eğer konuyu insanların yararı için daha iyi şekilde hazırlayacaksanız bunu yapın. Çok daha iyisini yapabileceksiniz yapın. Başka bir açıdan değerlendirecekseniz yapın. Başka bir açıdan yaptığınızda diğer kişinin yazısının linkini de yazınızın bir tarafına iliştirin. Adamın biri bendeki bir çiçek yazımdaki iki resmi almış, aynı başlıkla kendi sitesine eklemiş. Amacı reklam geliri.

“AMA KAYNAK BELİRTİYORUM” BAHANESİ

Kaynak belirtilse bile alıntı yazıların hırsızlıktan farkı yok. Çünkü aynı yazı iki ayrı yerde olduğu zaman Google birisine öncelik tanıyor. Mesela PR 4 olan kaliteli içerikli bir site benim kendi emeğim olan bir yazımı izinsiz almış. Google aramalarında onlardaki yazım ilk sayfanın ilk satırında görünüyor, bendeki yazım ise görünmüyor. Belki sonraki sayfalardadır.
Altına benden alıntı yaptıklarını yazmışlar. Ama bu “yaptıklarının hırsızlık olduğu gerçeğini” değiştirmez. O yazı ile Google’dan bana gelmesi gereken ziyaretçiler onlara gidiyor. Yazımın aldığı reklam gelirleri ona gidiyor, bana değil.
Bu şuna benzer:
Bir dükkânınız var. Başka dükkândan bir mal çalıyor ve altına “Filan kişiden alınmıştır” yazıyorsunuz. Bu durumda, o malı satın alanların verdikleri para gerçek sahibine değil size geliyor. Aynen böyledir.
Başka bir sitedeki bir konuyu illa sitenizde göstermek istiyorsanız çok kısa bir özetini yapın, konunun geçtiği web sayfasının URL’sini yazının altına yazarak okuyucularınızı o sayfaya yönlendirin.


Hem Blog Hem Ticaret

Yazan: E. Ali | 20 Ocak 2008

“Para kazanmak İçin Blogcu Olmak”

İnternette marifetlerini sergileyip kendi yaptığı ürünleri satarak gelir elde etmek isteyenlerin dikkatine:

Web sayfalarınıza ne kadar çok ziyaretçi gelirse müşteri bulabilme şansınız o kadar artacaktır. Bunun için şunları yapabilirsiniz:

1- Öncelikle yazılarınızın Google aramalarında çıkacağını ve sizin ürünlerinizle gerçekten ilgilenen kişilerin en çok böylelikle sitenize (veya blogunuza) ulaşabileceğini iyi bilmelisiniz. İşte burada SEO ile ilgili az bir bilgi ile yapılması gerekenlere biraz gayret etmeniz işinize çok yarayacaktır. Bundan sonraki yazılarım bir dizi halinde bu konuda olacak.

2- Web günlüğü yani blog tarzında hareket etmeniz en sağlıklısıdır. En azından haftada bir yeni yazı yayınlayarak uğraşınıza ne kadar düşkün olduğunuzu, ne kadar yaratıcı fikirlere sahip olduğunuzu, ne kadar hünerli olduğunuzu değişik değişik tasarımlarınızı web sayfalarınızda göstererek ispat etmelisiniz. Sadece kendi ürünleriniz ve becerileriniz hakkında değil, diğer blogcu arkadaşlarınızın başarıları hakkında ve konunuz ile ilgili güncel gelişmeler, haberler hakkında da yazılar yazın.

Rakipleriniz olmasa bile bunu yapmalısınız.. Ki herkesin çok sayıda rakipleri olduğu kesin bir gerçek.

Mesela müşteriniz olabilecek biri aynı konuda iki site bulsa, bakar hangisinin güncellemesi daha yeni. Öyle ya, belki bu kişiler bu uğraşıya artık devam etmiyor olabilirler diye düşünüp irtibat kurma zahmetinde bulunmaktan üşenebilir. Sonra hangisi daha çok seçenek sunmuş, böylelikle hangisini daha iyi tanıyabilir bu da önemli.

3- Her gün en az üç beş blogcuya yorum yazmalı, varlığınızı internette çok aktif kişilere unutturmamalısınız. Onlar ilgilenmese bile bir yere yazacağınız akıllıca bir yorumu gören insanlar merak edip sitenize gelebilirler. Benim bazı yerlere yazdığım tek bir yorumun günlerce devamlı ziyaretçi gönderdiğine çok defa şahit olmuşumdur.

Çok yere değil, dediğim gibi günde üç dört yorum kâfidir. Yeter ki yazacağınız yorum oradaki yazının konusuna uygun olsun, değişik ve akıllıca olsun. Bir de yorum yazdığınız blogun çok ziyaretçisi olan bir blog olması ayrıca önemlidir.

Bu arada blogcu dostlar edinmeyi ciddiye almalısınız. Öylesine uğrayıp “güzel yazmışsınız bana da beklerim” türünden yorumlarınız işe yaramayacağı gibi, kimsenin ziyaret etmediği bloglara yorum yazmanızın da bir önemi olmayacaktır.

Bu tavsiyemi pek etik bulmayabilirsiniz ama unutmayın ki sizin o siteleri ziyaret etmenizin, konuya uygun yorum yazmanızın o site için değeri büyüktür. Siz emeğinizin karşılığını alırsınız. Dünyada her şey karşılıklıdır. Yeter ki haksızlık olmasın, saygı ve sevgide kusur olmasın.

4- Hatta bir de Google’dan reklâm alın. Ziyaretçi sayınız günde birkaç bini bulursa sırf reklâm kazancınız satacağınız ürünlerden sağlayacağınız kazancı çok geride bırakabilir. Bunu da düşünün. Bir taşla iki kuş.

Şimdi, bu yazdıklarımı iyi düşünün. İnternette ürünlerinizin tanıtımını birkaç sayfa ile yayınlamış olmanız hiçbir şey değildir. Bunu anlayıp gerekeni yapın.

Ayrıca şunları da yapabilirsiniz:

1- Ücretli arama motorlarına sitenizi veya blogunuzu kayıt ettirin. Böylece sitenize Google gibi yerlerden çok fazla sayıda ziyaretçi gelecektir. Avrıca bunun için SEO, SERP gibi konulardaki ayarlamalarınız da iyi olmalıdır. Mükemmel olmasına gerek yok. Biraz dikkat etmeniz yeterlidir. Eğer ürünlerinize müşteri çıkacağından emin iseniz arama motorları kayıt ücretini çok fazlasıyla geri alacaksınızdır. Çekinmenize hiç gerek yok.

2- Google’a reklâm vermeniz de ziyaretçi sayısını ve dolayısıyla müşteri bulabilme şansınızı arttıracaktır.


2007 Türk Blogcuları

Yazan: E. Ali | 29 Aralık 2007

Yeni yıla girmeden önce 2007′de Türk blogcuları açısından neler olmuş yazmak istedim. Blogları çok iyi takip eden biri olmadığım için ancak bildiğim birkaç konuya değinebileceğim.

Çok önemli bir gelişme Türk blogları için Blograzzi adında Technorati benzeri olmaya aday bir sitenin kurulması oldu. Kavgalarla, tartışmalarla, çalkantılarla belirli bir zemine oturtulmaya çalışıldı.

Eda Suner blogcuların arasına 2007′de geldi ama herkese çok büyük fark attı. Alexa sıralamasında ilk 50 bin ve 70 bin arasında inip çıkıyor. Bir blogcu olarak dünya çapında büyük başarı yakaladı. Türk blogcuları açısından 2007nin en önemli olayı onun bu eşi emsali görülmemiş başarısı olmuştur bence.

Blogların siyasete alet olmaları gözden kaçmadı. Parti seçimlerinde parti propagandaları bol bol yapıldı. Şehit kanları ve milli duygular siyaset dünyasında olduğu gibi bloglarda da silah gibi kullanıldı.

Blogcu.com üyesi blogcular kendilerine sunulan hizmetteki büyük aksaklıklardan hiç kurtulamadı. 2007 yılı içinde çok sayıda blogcu blogspot’a taşındı. Bazı blogcular ise kendi sitelerini kurdular. Bütün bunlara rağmen blogcu.com (şu anda) Türkiye’de en çok ziyaret edilen 28. büyük site. Dünya çapında ise ilk 2 bin site arasında olma konumunu koruyor.

2007 yılı blogcular için ayrıca “blog ve blogculuk” üzerine yazıları olan bloglar patlamasına sahne oldu. Önümüzdeki yıl bu akımın söneceğini, biteceğini, ancak üç beş blog blogcusunun varlığını koruyabileceğini sanıyorum.

2007 yılında önceki parlak günlerini kaybeden dini bloglar 2008 yılında daha da sönecek gibi görünüyorlar. Mevcut bilgileri yazmaktan başka şey düşünemeyen dindar blogcular için bu hal kaçınılmazdı zaten. “Blogcu” olarak devam etmek için daha değişik yazılar yazmalılar. Günlük, islami güncel gelişmeler ve fikir-tefekkür yazıları ile devam etmeleri onların yararına olacak.

2006′nın efsanevi blogcularından Hande Elibir bu yıl ses getiremedi.

2007 yılı içinde ölen blogcular da oldu. Bütün bu gelişmeleri yazan bir blog bülteni olması gerekir. Belki vardır ama benim haberim yok. Eğer yoksa, blogları çok iyi izleyen bir blogcu arkadaş blog bülteni diye müstakil bir bir site kursa çok rağbet görür.

Ben ise Ekim ayının sonlarında kendi siteme geçtim. Eski blogdaki kategorileri bu sitede müstakil bloglar olarak düzenlemeyi planlamıştım. Birkaçını yapabildim. Eski blogumu yeni yerime tamamıyla taşımaktan da vaz geçerek eski yerimdeki bazı yazılarımı daha geliştirip düzelterek yeni yerimde yeniden yazmaya karar verdim. Ayrıca yepyeni bambaşka projeler tasarlıyorum.


Blogcu Mimleşmeleri

Yazan: E. Ali | 17 Aralık 2007

Blogcular arasında ilkin “sobe” adı ile başlayan oyun daha sonra “mimleme” ile devam etti. Arada bir yeni bir soru gurubuyla birisi tarafından yeni bir “mimleme” oyunu çıkıyor ve sonra blogcudan blogcuya aktarılıyor. Bu dalga hareketi bir şekilde tükeniyor. Daha sonra başka bir mim oyunu başlatılıyor.

Geçenlerde iki ayrı blogcu aynı mim oyunu sorularıyla beni mimlemişler. 1- Tekno Murat Blog 2- Vişne Ağacı Cevap vermede biraz geciktiğim için kendilerinden özür dilerim. İkisi de bana bildirmediler. Birisini technorati bana bildirdi diğerini kendim onun yazılarına bakarken fark ettim. Daha başka beni mimleyip de cevap alamayan varsa bilsinler ki benim haberim olmadı.

Bu mimlemenin konusu: BLOGUNUZUN HAYATINIZDAKİ YERİ

Soru 1- Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?

Cevap 1- 2006 Mayıs ayından önce MSN ile birkaç arkadaşla çet yapıyordum. Onlardan biri bana 19 yaşındaki kardeşinin bir site kurduğunu, 12000 üyesi olduğunu ve çok iyi reklam geliri kazandığını anlatmıştı. Bu fikir bana çok cazip geldi. O çocuğun sitesini inceledim. İslami konularda çok detaylı içeriği olan bir sitesi vardı. Ben de site kurayım dedim. Araştırdım sonunda bunun çok zor olduğunu öğrendim. Tabi o zaman hiçbir bilgim yoktu. Site kurmayı çok fazla temelinden araştırmışım. O şekilde gerçekten çok zor. Daha sonra MyNet hazır site aracından edindim. Ama kimse oluşturduğum sayfalara gelmiyordu. Sonra Googlepages ile birşeyler yaptım. Yine halka açılamamıştım :)

Sonunda blogcu.com’u keşfettim. Kimse bana anlatmadı. Tesadüfen bir sitedeki Google reklamlarından reklamını görerek üye olmuştum. Blogculuk hayatına böylece başladım. Karşılıklı yorumlaşmaları filan o kadar sevdim ki ilk amacımı tamamen unuttum. Ancak bir buçuk yıl sonra kendime site edinebildim. Ama o MSN arkadaşımın kardeşininki gibi büyük bir site yapabilmem çok zor. Hâlâ hangi konuda yoğunlaşıp o konuda bir site yapacağıma dair bir fikrim yok. Burada birkaç alt alan adı ile birkaç konuda blog tarzı siteciklerim var. Bakalım zaman ne gösterecek.

Soru 2- Blog yazılarımın konusunun belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?

Cevap 2- İstediğim konularda yazıyorum. Hiçbir yazım içimden gelmediği halde yazılmış değildir. Öyle olsaydı günde 20 yazı bile yayımlayabilirdim. Maksat çok zengin içerikle Google’dan mümkün olduğu kadar ziyaretçi çekip reklam geliri elde etmek olsaydı öyle olurdu. Konularım burada yeni sitemde birkaç alt alan adı altında ve o alt alan adları altında çeşitli kategorilerde oluyor. Bu açıdan, kategoriye uygun olacak şekilde yazılarımın çizgisine dikkat ediyorum. Mevcut kategorilere uygun olmayan yazılarım için yeni kategori oluştururum. Her bir yazımın SEO için uygun olmasına dikkat ediyorum. Anahtar kelimelerin dağılımı, kategori, etiket, başlık her şey bir yazıda aynı alanda aynı konuda olmalı. Bunu nadiren ihmal ederim.

Soru 3- Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?

Cevap 3- Maalesef tam tersi gün içinde bazı şeyler için blog yazmadan feragat ediyorum.

Soru 4- Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

Cevap 4- Soru anlaşılamıyor. “Zorunlu bir hal almaya başladı mı?” sorusundaki “zorunlu” sözcüğü “mecburi” anlamındadır. Bu bağlamda “artan bekleyiş”ten kasıt nedir anlaşılmıyor. Bu mim oyununun sorularını kim hazırlamışsa ne demek istediğini iyi ifade edememiş.

Soru 5- Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?

Cevap 5- Yıllarca sürebilir. Belki de ömür boyunca. Öyle görünüyor.

Şimdi sıra geldi benim kimleri mimleyeceğime: F tipi blog, Doğancan Ülker, Hüseyin, Sedencik, Karafakiden, Kayra

Not: Bu belirttiğim blogcular bu oyunu devam ettirmede serbesttirler. Kabul etmedikleri takdirde benden özür dilemeleri gerekmez. Ayrıca, beni mimleyen iki kişinin beni mimlediklerini bana haber vermemeleri galiba bu oyunun yeni bir kuralı. Onun için ben de bu blogculara haber vermiyorum. Buradan okurlarsa görürler.


 
Blog'da şu anda ziyaretçi var.