‘Din ve Ahlâk’ Kategori Arşivi

Allah akıl fikir versin

Yazan: E. Ali | 03 Ocak 2009

Her dostunuzun her sözüne kayıtsız şartsız inanacak mısınız?

Konu şu:
Bugün Yahudiler hâlâ Almanların 70 yıl önce Avrupalı Yahudilere uyguladıkları soykırımın acısı ile bir şeyler yapıyor, email ile soykırım resimleri slaytları gönderip duruyorlar. Bir blogcu arkadaşım onlardan bir email almış ve bu konuda destek olayım diye bana bir mail göndermiş. İsrail devletini desteklediğimi düşünüyor olmalı. Anlaşılan yazılarımı hiç okumuyor..

Yaklaşık 70 yıl önce Yahudilerin ve diğer bazı halk guruplarının tabi tutulduğu soykırım elbette çok acı. Büyük bir insanlık vahşetidir.

Peki bugünkü İsrail’in ve ABD’nin sistematik bir şekilde uygulamaya devam ettikleri Ortadoğu soykırım vahşetlerine göz kapayıp geçmişteki acılarla uğraşanlar neyin peşinde?

Yani israil’i haklı çıkarmaya mı çalışıyorlar? Öyle gibi görünüyor. Geçmişte Almanların yaptığı vahşet bugünkü İsrailli cani aşağılık katil Yahudileri temize çıkarmaz. Bunu çok iyi düşünün.


Tevrat soykırım yapmayı açık ve kesin olarak emreder

Yazan: E. Ali | 03 Ocak 2009

Herkesin bildiği gibi İsrail Devleti dünyanın tek soykırım siyasetine sahip devletidir. Bu yönü gizli değildir. Kaynağı ise onların dinidir. Apaçık soykırım emri veren günümüz Yahudilerinin Tevrat kitabı Musa peygamberin dininden saptırılmış, bozulmuş bir kitaptır.

Her bir Yahudi için o kitaba inanmak ve gereğini yapmak elbette Yahudi olmanın veya Yahudilerin imanlarının gereğidir, kesin şartıdır.

Böylesi çirkin ve sapık bir dinden çıkmak gerekir. Yahudilik dini insanlığın yüzkarasıdır.

Bazı müslümanlar hâlâ Yahudilerle diyalogdan yana. Hayır Yahudilerle diyalog olmaz. Olacaksa bu ancak onları Yahudilikten çıkarmak için ikna diyalogları olmalıdır.

Tevrat soykırımı apaçık emrediyor. Her türlü çirkinlik gerçekten bugünkü Yahudilerin ellerindeki Tevrat’ta mevcuttur.

Yahudi vatandaşlarımıza çağrı: Bütün vicdanınızı zorlayın çok iyi düşünün o sapık dinden kendinizi kurtarın. Allah öyle sapık şeyleri emretmez. İyi düşünün. Tevrat Musa peygamberden sonra bozulmuştur. İnsanlar Allahın dinini değiştirmiştir. Bunu anlamanız kabul etmeniz gerekir. Siz müslüman olun. İslam dini Musevilik dininin bozulmamış gerçek halini de kapsayan evrensel bir dindir.

Tahrif edilmiş Tevrattan bazı örnekler

“Onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten kadına…çocuktan, emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür…” (I. Samuel, Bab 15 / 3 )

“Ve İsrail onun mirasının sıptıdır; ismi orduların Rabbidir. Sen Benim topuzum ve cenk silahımsın; ve seninle atı ve binicisini kıracağım; ve seninle erkeği ve kadını kıracağım; ve seninle genç adamı ve ere varmamış kızı kıracağım; ve seninle çobanı ve sürüsünü kıracağım ; ve seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım; ve seninle valiyi ve kaymakamı kıracağım.” (Yeremya, bab 51 / 19-23)

“Tanrınız Rab kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınızın size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz . Yakınınızdaki milletlere ait olmayan sizden çok uzaktaki kentlerin tümüne böyle davranacaksınız.” (Tesniye, 20; 13-15)

“Ancak Tanrınız Rabbin miras olarak size vereceği bu halkların şehirlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız.” (Tesniye; 20/16)

Bu 4 örneğin alındığı web sayfası: http://www.dusunceler.org/1/2008/12/29/israel/


Hicri Yeni Yıl

Yazan: E. Ali | 29 Aralık 2008

1 Muharrem 1430 (29 Aralık 2008)
Kameri takvime göre yeni yılın ilk günü bu yıl 29 Aralık Pazartesi tarihine tekabül ediyor.

Kamer “Ay” demektir. Gökteki Ay. Bildiğimiz takvim yani miladi takvim Güneşe göre hesaplanıyor. Kamerî takvim ise Aya göre hesaplanır. Arada yaklaşık 10 gün kadar bir fark vardır. Yani kameri takvimdeki bir yıl, miladi takvime göre 10 gün kadar eksiktir. Onun için dini bayramlar ve kandiller gibi özel günlerimiz kullandığımız miladi takvime göre her yıl aynı tarihte olmuyor.

Muharrem Ayı: Kamerî takvime göre yılın ilk ayıdır. Dolayısıyla 1 Muharrem Yılın ilk günü oluyor.

Ülkemizde her yıl halkımızın bir kısmı yeni yıl kutlamalarını kabul etmez, “bizim esas yılbaşımız 1Muharrem’dir” derler. 1 Muharremde bu kişiler birbirlerinin yeni yıllarını kutlarlar.

İslamiyet’te 1 Muharremde halkın yeni yıl kutlaması yapıp yapmadıkları önemli kaynaklardan araştırılmalıdır. Eğer böyle bir gelenek İslam dünyasında İslam tarihinde hiç görülmemişse şimdi bizim 1 Muharrem’de yaptığımız islami yeni yıl tebrikleşmelerimiz şu demektir: “Batı’nın Hıristiyan dünyası yeni yıl kutlamaları yapıyor, insanlar birbirlerinin yeni yıllarını tebrik ediyorlar. Öyleyse biz de kendimize İslâmi yılbaşı tebrikleşmeleri icat edelim!”

Eğer durum bundan ibaret ise: 1 Muharrem’de yeni yıl kutlamaları yapmak batı taklitçiliği değil midir?

İki yıl evvel konu ile ilgili değişik bir yazım vardı. Verdiğim bir bilginin kaynağı Türkiye Gazetesi takvimi idi. Bazı araştırmacı ve çok kültürlü kişiler o kaynağın asılsız olduğunu söylediler. Ben de o bilgiyi hiçbir yerde görmediğim için artık 1 Muharremde yapılan yeni yıl kutlamalarının Batı taklitçiliğinden başka bir şey olmadığını düşünüyorum.

Eğer İslam tarihinde 1 Muharrem’de yeni yıl tebrikleşmeleri geçmişte vardı ise bilenlerin itibar edilir yerlerden kaynak göstererek bana bildirmelerini rica ederim.

Aslında Hicri Yılbaşı tebrikleşmelerini batı taklitçiliği diye küçümsemesek daha iyi olur. İslami yılbaşı tebrikleşmeleri neticede güzel bir şey. Hıristiyan dünyasından bize geçmiş olan yılbaşı kutlamalarının ise kültürümüze iyice girmiş ve yerleşmiş olduğu bir gerçek. Çoğu insanlar bunu bir dönem başlangıcı olduğu için kutladıklarını, Hıristiyanlara benzemek gibi bir amaçları olmadıklarını söylüyorlar. Meseleyi kıvırmanın hiçbir mantığı yok. Benzemişiz benzeyeceğimiz kadar. Yalan mı? Kim ne derse desin evlere çam ağacı koymaktan hindi yemeye kadar, yılbaşı gecesi içki içip gece yarısı saat 12′de manevi bir şey oluyormuş gibi heyecanlanıp dua etmeye kadar her şeyimiz hıristiyan dünyasındakinin aynısı. Onlarda biraz fazlalıklar var o kadar. Yavaş yavaş o fazlalıklar da alınıyor zaten. Halkımız Noel günü kiliselere gitmeye başladı bile. Tatillere çok düşkün olduğumuz için yakında AB’ye girmek için yaranma girişimlerimiz arasına Noel tatilini de sokarsak hiç şaşırmam.


Büyücülük ile Kolay Para

Yazan: E. Ali | 28 Ekim 2008

ÜFÜRÜKÇÜLERE VE MEDYUMLARA BÜYÜK RAĞBET

Halk arasında cincilere, büyücülere, üfürükçülere rağbet çok fazla. Çok aşırı yoğunlukta. Hatta siyasetçilerimiz, şarkıcılarımız, mankenlerimiz, hatta ve hatta futbolcularımız bile kazançlarının bir kısmını sahte medyumlara ve cinci hocalara vermekteler. Türkiye’de “kolay para” kazanmanın en çok tercih edileni belki de bu gibi yollardır. Üfürükçüler kendilerini gizli tutmada usta oldukları için pek bilinmezler.

Şişli Sosyetesinde Büyücülük Had Safhada

Şişli’de sosyete terzisi bir kadın nice nice zengin, çağdaş ve batılı (!) sosyete kadınlarına ve zengin işadamlarına üfürükçülük hizmeti veriyor, bilseniz şaşırır kalırsınız. İnanamazsınız. Bunların arasında Türk kadınını çağdaş ve batılı kimliğe kavuşturmak için didinen(!) kadınlar da çok var. Bir yandan başörtüsüne, tarikatlara şiddetle karşıdırlar ama bir yandan da gizli gizli üfürükçülerin peşinde koşarlar onları paraya boğarlar!!!

Şişli’deki kadın bir terzidir ama esas geçimini söz konusu aracılıklardan sağlıyor. Kendisi ne medyumdur ne büyücü ne de üfürükçü. Sadece çağdaş(!) ve sosyetik birtakım zenginler ile bazı üfürükçüler arasında aracılık yapıyor. Eşini kendisine bağlamak isteyen ev kadınları için.. / sevdiği, daha doğrusu para sızdırdığı zengin adamları kendisine bağlamak isteyen kadınlar için.. / kötü niyetli travestiler için.. gereken üfürükçülük hizmeti için terzi hanım bin ila iki bin lira arasında para alıyor. Muska gibi tılsımları bu işi biraz bilen acemi üfürükçülere yazdırır. Onlara yazı başı 50 – 60 lira gibi cüzi bir para verir. Geri kalanı kendisi yer.

devamı »


Aşure Günü

Yazan: E. Ali | 10 Ekim 2008

Hicrî Kamerî takvime göre her yıl 10 Muharrem günü Aşure günü olarak anılır.
Yazımın ilk kısmında Vikipedi’den bir alıntıyı, ikinci kısmında ise kendi bilgilerim ışığında yazdıklarımı okuyabilirsiniz.

Aşure, İbranice “aşûr” sözcüğünden gelir. Türkçe’ye ise Arapça’dan geçmiştir. Sözcüğün Sâmî diller arasında ortak bir sözcük olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, sözcük (ve gün) Musevilik inancında büyük keffaret günü için kullanılmıştır (Tevrat, Levililer, 16, 29 vd).

10 Muharrem’de dinler tarihinde neler olmuş:
Müslümanlıkta önemli bir yer tutan ve Aşure gününde olduğu söylenen çeşitli olaylar vardır:
- Âdem peygamberin işlediği zelleden (hata veya sürçme) sonra ettiği tövbenin kabulü
- Nuh peygamberin gemisinin tufandan kurtulması
- Yunus peygamberin bir balığın karnından çıkması
- İbrahim peygamberin ateşte yanmaması
- İdris peygamberin diri olarak göğe yükseltilmesi (çıkarılması)
- Yakub peygamberin oğlu Yusuf peygambere kavuşması
- Eyyüb peygamberin hastalıklarının geçip iyileşmesi
- Musa peygamberin Kızıldeniz’den geçip İsrailoğulları’nı Firavun’dan kurtarması
- İsa peygamberin doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltilmesi (çıkarılması)

Bu olayların hepsi İslam dini içinde önemli bir yere sahip olan mucizelerdir. Yine de bu olayların Aşure Günü gerçekleştiğine dair Kur’an’da bir ifade bulunmaz. Ayrıca bu olayların birçoğuna Musevilik ve Hristiyanlık’ta da inanılır.

Aşure Orucu:
Aşure günü oruç tutmak sünnettir ve bu oruca aşûre orucu denir. Aşure orucu İslâm öncesi dönemde de Araplar tarafından bilinirdi. Ayrıca, museviler de Aşure Günü oruç tutarlar. İslam bilginlerinin geneline göre İslam dininin ilk zamanlarında, Ramazan orucu mevcut değilken, aşure orucu tutmak vacipti. Fakat Ramazan orucu farz olduktan sonra aşure orucunun müstehab bir ibadet olduğu düşünülmektedir. Bugün İslam bilginleri aşure orucunun sünnet olduğunda görüş birliği etmişlerdir. Ayrıca, Musevi gelenekten ayrışmak için sadece -Muharrem ayının 10. günü olan- Aşure Günü’nde değil de, Muharrem ayının 8,9 ve 10′uncu günlerinde oruç tutulmasının daha iyi olacağı düşünülür. 3 gün tutmak efdaldir. Dinimiz kolaylık dinidir. En azından 1 günde tutmak faziletlidir. Efendimiz (s.a.v) bir sefer zamanına denk geldiğinde 10uncu günü oruç tutmuş ve buyurmuşlar: “Bir dahaki aşûreyi 3 gün oruçlu geçirelim.”

Aşure tatlısının kökeni hakkında:
Aşure ismi verilen tatlının ortaya çıkışına dair bir inanış mevcuttur. Bu inanışa göre, Nuh’un tufandan sonra Aşure Günü’nü kutlamak için geminin ambarında kalan erzakı karıştırıp bir tür tatlı yiyecek hazırlamıştır. İçinde birçok farklı malzemenin kullanıldığı ve bir gelenek olan bugün hâlâ Aşure Günü müslümanlarca yapılan aşure tatlısının böyle ortaya çıktığı öne sürülmektedir. Aşure Günü aşure pişirmek sadece bir gelenektir, dini bir önemi yoktur, bir ibadet değildir.

Şii İnancında Aşure Günü:
Şii inancında Aşure Günü’ne, İslam dininin genelinin atfettiği önemin dışında bir önem verilir. Zira Muharrem ayının onuncu günü, yani Aşure Günü, Hz. Hüseyin Kerbelâ’da şehit edildiği için bu günü matem günü sayarlar. Şiiler Muharrem ayının birinci ve onuncu günleri arasında gülmez, yeni bir işe başlamazlar. Muharrem ayının onuncu günü olan Aşure Günü ise dövünme ve yas günüdür. Yas bittikten sonra ise aşure törenleri başlar.

Kaynak: Vikipedi – Aşure Günü

AŞURE GÜNÜ HAKKINDA KENDİ KİŞİSEL NOTLARIM

1. Arapçada “aşera” 10 demektir. Aşure günü Muharrem ayının onunda olduğuna göre, çok eskilerden gelen “aşure” sözcüğünün 10 rakamıyla bir ilgisi vardır.

2. Günümüz islam bilginlerinin en ciddilerinden birinden duyduğuma göre, aşure tatlısı yapmak bir ibadet filan değildir, sevabı yoktur. Bu zaten yukardaki bilgilerde de yazıyor. Dinimizce aşure yapmak sevaptır demek dine dinden olmayan bir şey katmak olur. Dini bozmak olur. Ancak, yine aynı alimin söylediğine göre, bu aşure tatlısını komşularla paylaşmanın bir güzelliği vardır. Bu açıdan sevabı olabilir.

3. Biz şii veya alevi değiliz ama bizim ailede, sülalede bu günlerde ciddi olmamız, kana kana su içmememiz gerektiği söylenir. Hazreti Hüseyin efendimizin şehit edilmesinden evvel uzun süre susuz kaldığı anlatılır.

4. Çocukluğumda yaşadığımız çevrede komşuluk ilişkileri çok kuvvetliydi. Herkes 10 Muharremde aşure yapar komşularına dağıtırdı. Bir günde evimize belki 10 - 20 tabak aşure gelirdi. Şimdi oturduğumuz yerde ise alt katta oturan Ermeni komşumuzdan başka bize aşure getiren yok. Bu komşumuz aşureyi sever mi yoksa kendi özel dini günlerinden dolayı mı yapar bilmiyorum, birkaç ayda bir aşure pişirir bir tabak da bize getirir.

5. Aşure Yapmak: Artık aşure nasıl yapılır diye tarif aramanıza gerek yok. Şimdi marketlerde hazır toz satılıyor, hazır çorba yapar gibi alıp pişiriyorsunuz. Geçenlerde bir markette gördüm: Tukaş hazır aşure; ezogelin çorbası gibi korumalı kağıt paket içinde satılıyor.


Şahmeran Duası

Yazan: E. Ali | 07 Ekim 2008

Dua-i Şahmeran
İnternette çok aranan dualardan biridir. Özellikle dini bilgisi olmayan inançlı insanlar birbirlerine bu duayı şiddetle tavsiye ediyorlar.

YANLIŞ:
“Şahmeran” ismi duaya uymuyor. Şahmeran efsanesini herkes bilir. İnternette bazı sitelerde Şahmeran duası diye verilen Arapça duanın ise o efsane ile veya yılanlarla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok. Duanın gerçek adı belki Şah-ı Merdan duası idi. Halk arasında değişmiş olabilir. Şah-ı Merdan “Mertlerin efendisi” gibi bir anlama gelir. Hz. Ali (R.A.) efendimizin lakaplarından biridir.
Şahmeran ise efsane olarak bildiğimiz yarı insan yarı yılan dişi bir yaratığın adıdır.

şahmeran motif

Duayı şiddetle savunanlardan birisi, internette sitesinde inanılması güç bir şey anlatmış: Güya Şahmeran Hz. Musa (A.S.) efendimizin asası imiş. Tavsiye ettiği dua ise Hz. Musa ile ilgili imiş.
Başka bir sitede de bir kitaptan bir fotokopi gördüm. Dua Arapça harflerle yazılı. Üstünde ise bugünün Türkçe latin harfleri ile “Dua-i Şahmeran” yazıyor.
Allah bilir orijinali yani Osmanlıca arap alfabesiyle yazılmış şekli “Dua-i Şah-ı Merdan” idi. Yeni nesil dua meraklıları yanlış okudu oradaki Şah-i Merdan kelimesini Şahmeran olarak okudu ve kitabın yeni baskısında öyle yazdılar. Olabilir mi olabilir. Orijinalini göstermeliler. Yok. Delil lazım.

Biraz Arapça bilirim. Duayı okudum inceledim. Allahı zikretmeye, çeşitli sıfatlarıyla anmaya yarayan çok güzel bir dua. Duanın adı çok da önemli değil. Bu dua ile Allahtan bir şey isteseler Allah neden kabul etmesin? O cömerttir. Duaları kabul edendir.
Yukarda yazdığım gibi bu dua belki de Şah-ı Merdan Hz. Ali (R.A.) efendimizin virdlerinden biriydi.

yazının devamı »


Dış Görünüş

Yazan: E. Ali | 01 Eylül 2008

Bu güzeller güzeli kurbağanın ne kadar dehşetli etkisi olan bir zehir türüne sahip olduğunu bilemezsiniz. İnsanı birkaç dakika içinde öldürür.

Kimse kimsenin dış görüntüsüne, güzel sözlerinde hemen kendisini kaptırmamalı. Çok dikkatli olmalı.


Temiz Şişli(!)

Yazan: E. Ali | 10 Ağustos 2008

Şişli Belediyesi’nin ve Mustafa Sarıgül’ül büyük ayıbı:
Arada sırada Şişli’nin en kalabalık bir aileler yerleşim merkezinin tam ortasındaki bir stadyumda son derece büyük gürültülü patırtılı konserler düzenliyorlar. Şarkıcılar geliyor. Bağıra çağıra şarkılar türküler söyleniyor. Megafonlar hoparlörler en yüksek şiddetle çalıştırılıyor. Oynuyorlar tepiniyorlar. Görmemişliğin Ayyuk’a çıktığı anlar yaşanıyor. Bu şiddetle rahatsız edici konserleri organize edenler ise Şişli Belediyesi!

Buralar aile muhiti. Hastalar var, yaşlılar var, cenaze evleri var, namaz kılanlar var, ders çalışanlar var. Her an her şey var.

Böylesi bir çirkinliği nasıl yapabilirler? Anlamsız konserlerini şehir dışında düzenlesinler katılmak isteyen halkı orada davet etsinler. Veya diskoteklerde, gece barlarında olduğu gibi yer altında bir konser alanı düzenlesinler çevreyi rahatsız etmesinler.
Bu çok zararlı ve anlamsızca tutum son bulsun. Bugün yine gece saat 23’e kadar evde rahat oturamadım kafam şişti. Küfredip durdum.

Birkaç deliyi eğlendirmek için binlerce insanı rahatsız ediyorlar. Yaptıkları saçmalıkların hiçbir faydası yok.

Her yere “Temiz Şişli” yazacaklarına gerçekten temiz olsunlar. Ses kirliliğinin en çirkinini yapıyorlar.

Hatta daha ileri gidip ezanların da megafonla okunmasını durdursunlar. Ezanın megafonlarla okunması çirkin bidatlerdendir. Böylece minareler işlevsizlikten kurtulmuş olur. Müezzinler tembelliği bırakıp minarelere tırmanır ezanı gerektiği gibi okur.

Mustafa Sarıgül Bey ve ekibi gerçekten temiz bir Şişli hedefliyorlarsa en başta ses kirliliğine çözüm bulmalılar. Şişli’yi temizliğin her alanında Türkiye’nin örnek bölgesi yapsınlar. Bütün Türkiye’ye Şişli’yi örnek bir belde eylesinler.


İsrail Hurması

Yazan: E. Ali | 10 Ağustos 2008

Apartmana yeni taşınan Yahudi komşularımız Türklerden de Ermenilerden de daha sıcakkanlı çıktı. Komşuluk ilişkilerini çok değerli tutuyorlar. Saygıda hürmette samimiyette en küçük bir kusurları yok. Daha önce tek iyi komşumuz yaşlı bir Ermeni çift idi. Onlar başka yere taşındı. Üst kattakiler Türk bir aile. Utanmasalar selam bile vermeyecekler. Her adımları kibir ve gurur. Suratsız insanlar. Öğretmen olmuşlar ama insan olamamışlar. Sanki biz onların düşmanıyız. Bu üzücü hareketlerini umursamadan devam ettiriyorlar.

Dün Yahudi komşularımız yazlıklarına gidiyormuş. Bize bir tabak hurma getirdiler vedalaştılar. Hurmalar İsrail’den gelmiş. Yokluklarında evlerine göz kulak olmamızı rica ettiler. Aslında hiç gerek yok. Amaçları sadece nezaket; sadece bir vesile ile komşuluk hakkını bir kere daha yerine getirmek.

Onlar için İsrail demek kutsal topraklar demek. Oradan gelen hurmalar da onlar için kutsal. O çok değer verdikleri hurmalarını bizimle paylaşmaları büyük bir incelik oldu.

Geçenlerde yeni taşındıkları zaman kulak misafiri olmuştum. Yahudi komşular üst kattaki Türk hanımefendi ile samimiyet geliştirmeye çalışıyordu. Kadın soğuk bir şekilde “Benim hiçbir şeye vaktim yok. Şimdi de tatile çıkıyoruz. Telaş içinde hazırlık yapıyorum.” Diyerek telaşlı bir nezaketle (nasıl bir nezaketse artık!) bu Yahudileri başından savdı.

Biz Türküz müslümanız ama şu apartmanda garip kaldık. Burada Türkler arası komşuluk yok insanlık yok. Türkler Türklükten çıkmış. Başka bir şey olmuşlar. Sonradan görmüş, ne oldum delisi olmuş derler ya, bu çevredekilerin hemen hepsi öyledir. Bu çevredeki gayrimüslimler ise dedelerinden kalma İstanbul şehir kültürünü taşıdıkları için komşuluk ilişkilerinde çok iyiler.

Güzel bir atasözümüz var: “Ev alma komşu al.” Burada insan bunun değerini çok iyi anlıyor. Bir atasözümüz daha: “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem komşuluğa çok değer verirmiş. Allah katında komşuluğun önemini anlatırken “Neredeyse komşu komşunun mirasçısı olacak kadar” diye ayrıca vurgulayarak komşuluğun büyük önemini bize bildirmiş.

Peygamber efendimiz Yahudi komşuları bile hasta olduğunda onları ziyaret eder, bir ihtiyaçları olup olmadığını sorarmış. Cenazelerine hürmet gösterirmiş. Bir de müslüman komşuları ile münasebetlerini düşünelim, kim bilir ne kadar yakındı…

Bize ne oldu böyle? Nasıl oldu da dinimizden tamamen soyutlanmış insanlarımız var? Bu kadar pervasızca komşuluk haklarını çiğneyebiliyorlar?

Şahit olmadığım ama güvenilir kişilerden duyduğum acı bir gerçek: Bazı dindar aileler namaz kılmayan komşularına selam bile vermiyormuş! Onlar namaz kılmıyor, onların hanımları kızları tesettürsüz diye.. İşte bunlar var ya bunlar din adına dinden çıkmış insanlar. Yobaz denilmeyi hak ediyorlar.

Bir Hasbi Hoca vardı. Allah rahmet etsin. İsmailağa cemaatinden idi.. Sık sık vaazlarında cemaate tembih ederdi: “Komşularınıza gidin, çaylarını için. Onların evinde namaz kılın. Onlar namaz kılmayı unutmuştur, hatırlatmış olursunuz. Komşularla güzel geçinin.”
Evet, dinini iyi bilenler böyle tavsiye eder. Komşuluk ilişkilerini sıcak tutmanın önemli bir sünnet olduğunu çok iyi bilirler.

Şimdi belki yorum yazacak bunu da dine bağlamışsın diyeceksiniz. Ben artık her şeyi dine bağlıyorum. Dinsiz bir hayat hayat değildir. Şu Yahudi komşular kadar olamıyoruz. Vay halimize…

Yahudiler dinleri uğruna hiç yoktan devlet sahibi oldular (İsrail).
Biz ise kendi devletimizde garip yaşıyoruz.


Yaşlılıkta Evlilik

Yazan: E. Ali | 16 Temmuz 2008

KanalTürk televizyon kanalının “İtirazım Var” programının iki gündür konusu 75 yaşındaki bir kadının evlilik kararına oğlunun şiddetle karşı çıkması.

İnsanlardan olumlu ve bağımsız düşünebilenler kadını destekliyor. Bağnaz görüşlüler ise kadının oğlunu destekliyor. Jüride, mesleği gazetecilik olan bir adam kadının evlilik kararını “onursuzluk” diye nitelendirdi.

Yaşlı insanların evlilik meselesinin İslam dinindeki yeri nedir programda konu edilmedi (sadece eski bir tiyatro sanatçısı hanım küçük bir hatırlatmada bulundu o kadar). Her türlü saçmalamak normal karşılanırken meselelere islamda çözüm bulmak laikliğe aykırıdır diye düşünülür, islami perspektiften bakmak uygun görülmez. Oysa bu sadece laik devletin icraatleri için gereklidir. Devletimiz laik olduğu için bu laik devletin yürütme ve yargı icraatlarının dine dayandırılmaması gerekiyor ama eğer müslüman bir toplum isek, bunun dışındaki her konuda laik devlet ayaklarına yatmak, bu konuda halka baskı yapıp halkı sindirmeye çalışmak akla mantığa aykırı bir zulümdür.

Öte yandan bu memlekette yeri geldiğinde herkes İslam dinine saygısı olduğunu belirterek İslam adına ahkâm keser. Gerçekte hiçbir şey bildikleri yoktur. Eğitim sistemimizce nesillerdir bu ülkenin insanına İslam dini hobi gibi ele alınması gereken bir şey olarak öğretilmiş. Böyle olunca da İslam konusunda hiçbir bilgisi olmayan kişiler İslam hakkında çok büyük bir rahatlıkla konuşabiliyor. Hiçbir saygıları yok. Yanlış yapıyor muyum diye Allah adına hiçbir kaygıları yok.

İslam dinimize göre yaşlıların dul veya bekâr olarak değil nikâhlı olarak durması daha güzeldir. Eşi ölen kişinin yalnız kalmamak için tekrar evlenmesi çok büyük bir güzelliktir. Bu güzellik İslam dinimizde kesin bir zorunluluk değildir ama sevabı büyüktür. Tabi o niyetle yapılırsa sevabı olur.

Peygamber efendimizin sahabelerinden biri; yaşı çok ilerlemiş, o sırada eşi ölmüş bulunuyormuş. Adam hasta ve ölümü yakın görülüyormuş. Bu sırada evlenmek istediğini, kendisine uygun bir eş bulmalarını istemiş. Çevresindekiler adamın bu isteğine anlam verememiş. Ya bunamış olmalı, ya da bu yaşta hâlâ kadın istemekte diye düşünenler olmuş. Adam onlara durumu açıklamış: “Ben nikâhsız ölmek istemiyorum. Peygamber efendimizin önemli bir sünnetinden mahrum olarak ölmek istemiyorum. Bütün mesele bu.”

Evet, dinimizde sünnet ve şeriat nikâhlı ölmeyi gerektirir ama farz gibi kesin bir gereklilik değildir.

Yaşlıların evlenmelerine dinimiz açısından bakarsak böyle olmalıdır. Yaşlılarımız evlenmek isterse karşı çıkmamalıyız. Ancak evlenecekleri kişinin doğru kişi olması için onlara yardım etmeliyiz.


 
Blog'da şu anda ziyaretçi var.