‘Siyasal’ Kategori Arşivi

İsrail’e Boykota aşırı duyarlı olalım!

Yazan: E. Ali | 06 Ocak 2009

Önceki yazımda » İsrail menşeili ürünlerden markalardan bahsetmiştim. Bu yazı aynı zamanda İsrail’i boykot çağrısıydı. Bütün blogcuların konu ile ilgili boykot daveti yazmaları gerekiyor amacıyla yazılmıştı.

Düşündüm de İsrail mallarını boykota çok aşırı ilgi göstermemiz gerekiyor. Herkes bu işi çok fazla büyütmeli. Bazı firmalar şüpheli. Onlar kesin olarak bilinmiyor ama hiç çekinmeden onlara karşı da en etkili bir şekilde boykot girişiminde bulunmalıyız.

Niçin?
Çünkü bu işin sonunda olacak olan şudur:
Nasıl ki bir zamanlar domuz yağı veya katkılı ürünlerden halkımız uzak durmaya başlayınca bütün gıda firmaları ürünlerinin üzerine “domuz yağı veya katkısı içermez” gibi notlar iliştirdiler..

Şimdi İsrail ürünlerini boykot girişimlerimiz çok yayılırsa bunun sonucu temiz firmalar “ürünlerimiz İsrail malı olmadığı gibi biz İsrail’e tek kuruş vermiyoruz” diye ürünlerinin üzerine yazmak zorunda kalacak. Bu bütün Türkiye genelinde yaygınlaşacak. İşte bu İsraile vuracağımız büyük bir tokattır.

Kendimizi küçük görmeyelim. 70 küsür milyon Türkiye’de her duyarlı insanımız İsrail mallarını ve İsrail’e destek olan firmaların mallarını satın almayı keserse bu onlar için çok büyük bir darbe olur. Düşünün: Nüfus açısından bir Türkiye 70 Yunanistan eder!

israil ürünleri ve markaları


Çoğumuzun satın aldığı İsrail ürünleri nelerdir?

Yazan: E. Ali | 05 Ocak 2009

Benim bildiğim İsrail ürünü bir deterjan var: Ariel çamaşır tozu. Bu ürünlerden bahsetmemin sebebi blogcular arasındaki yeni bir mim harekâtı. Yani bir blogcu bir konuyu ele alır ve diğer blogcuların da o konuda bir şeyler yazmalarını ister. Böylece konu elden ele blogcular arasında dolaşır, o konuda yüzlerce yazı yazılmış olur.

Şimdiki İsrail ürünlerine boykot konulu mimi başlatan Miray olup İsrail’i Boykot başlıklı yazısında şu ürünlerin isimlerini vermiş:
coca-cola, nokia, danone, nestle, mcdonald’s

Mimde herkes en az 5 ürün ismi verip bunları satın almamalıyız diye tavsiyede bulunmak yönünde yazı yazacak. Amaç Türk halkının parasının İsrail’e gitmemesi.

İnternetten araştırdım, çok ilginç iddialar var. Şaşırdım doğrusu. Hepsi israil’de üretilmese de sağladıkları gelirlerin büyük kısmı israil’e gidiyormuş. Bazıları ise ürün değil firma ve kuruluş isimleri. İşte bulabildiğim ilginç isimlerden birkaçı:
Marlboro — L&M — Fanta — Carrefour — Nestlé
Marks&Spencer — AOL — ICQ
National Geographic Channel
(bunu zaten biliyordum)

“İsrail Ürünlerini ve Firmalarını boykot” amaçlı mimi belirli isimler vererek birkaç kişiye göndermektense bu yazıyı okuyan her blogcuyu bu mimi devam ettirmeye davet ediyorum. Yazacağı başlıkta herkesin değişik başlıklar seçmesi daha iyi olur. Aynı kelimeler geçse bile başlıklar tıpatıp aynı olmamalı.

Bu konuda eski bir mimde bir yazıyı 2008 Mayıs ayında f blog’dan Ferhad yazmış.
Bakın resimler ne kadar acı: » » » İsrail Bize Teşekkür Ediyormuş

Aşağıdaki resimde İsrail menşeili veya gelirleri İsrail’e giden ürünlerin, markaların, şirketlerin ve bazı kuruluşların adları geçiyor.

israil ürünleri ve markaları

Not:
Lütfen şu yazımı da ilgiyle okuyun:

http://blog.alivesitesi.com/israile-boykota-asiri-duyarli-olalim/


Türk olma kavramımız ve milliyetçiliğimiz

Yazan: E. Ali | 04 Ocak 2009

Giriş
Bu yazımı her türlü milliyetçilerimiz adına, Türklük bilincimizi ve milliyetçi yönümüzü sorgulamak için yazdım.
Ben yazdım ama yazdıklarım benim savunduğum şeyler olmayabilir. Her savunmadığımı kınamak zorunda değilim. Her güzel bulduğumu da savunmak zorunda değilim.
Kendimi de sorguluyorum. Milliyetçiliği yanlış tanımışlığımı irdeliyorum. Şimdi yazdıklarım eski yazılarımla çelişkili bulunabilir. Öyle görünmesin diye bir kaygı taşımadan yazdım. Yoksa sorgulama olmazdı. Uydurma olurdu.

Önce Atatürk milliyetçiliği hakkında:
Atatürk’ün öngördüğü milliyetçilik siyasi anlamda bir milliyetçilik olup farklı dinlere ve soylara mensup insanlarımızın devlet bütünlüğünü gözetmesinden ibaret bir şey olup hiç kimse tarafından anlaşılamamıştır ve hiçbir şekilde var olamamıştır. Onun ölümünün ardından aşağıda sorguladığım “milliyetçilik olmayan milliyetçilik” Türkiye’de etkin hale gelmiştir.

Milliyetçilik mi Farklılıkları Hazmedememe Hastalığı mı
Bilinçsizce; bilgiye, kültüre, eğitime, okumaya, araştırmaya dayanmayan milliyetçilik akımı ne olduğu belirsiz bir şeydir. Sadece farklılıkları hazmedemeyen taşra kültürünün anladığı anlam verebildiği kadar bir şeydir. Sonuçta daha öteye gidemez: Taşra zihniyetinin içinde yok olur; baki kalan şey şiddetli yabancı düşmanlığıdır, farklılık düşmanlığıdır. Bunun adına yanlışlıkla Türk milliyetçiliği deniyor. Türk milliyetçiliği bilimsel olmaya, eğitime, derin folklorik araştırmalara, Türk kültürünü ince ince nakşetmeye, geliştirmeye dayanmalıdır. Öyle değilse bu ancak bir yozlaşmadır.

Milliyetçilik kültürel uğraşılar ve gelişimler dışı olursa vahşet doğurur
Milliyetçiliğin anavatanı Fransa’daki Fransız milliyetçiliği bizdeki Türk milliyetçiliğinden çok farklıdır. Onlarınki ciddi anlamda kültüre dayalıdır. Bizdeki ise taşra töreciliğine dayalıdır, farklılıkları hazmedememeye dayalıdır. Gerçekliğini, kutsiliğini kaybetmiş gelenekselleşmiş İslamcılığa dayalıdır. sonuçta “Bizden olmayan” diye nitelendirilen insanlara şiddetli düşmanlık doğuyor, onları öldürmeye yok etmeye kadar gidilebiliyor. Örnek: Maraş Katliamı.

Kırsal kesim insanlarımız için Türklük kavramı hiç de bizim sandığımız gibi değildir! Burası ilginç. Onlar için Türk olmak demek sünni müslüman ve hanefi mezhebinden olmak demektir. Türklüğü böyle bir şey sananlar çoktur. Alevilerde ise kendi töreleriyle bağlantılı bir şeydir. Alevi Türklüğünde biraz daha fazla kültür faktörü olduğu gibi Türklük kökenleriyle daha bir bağlantılıdır.

Anadolu genelindeki Türklük anlayışında konuşulan dilden ve soydan ziyade dini vasıflar daha bir belirleyici etken olarak görülüyor. Bu yüzden alevi – sünni ayrımları çok ciddi boyutlardadır, şimdi de aynen devam etmektedir.

Sadece Vatan, Bayrak ve Şehitlerimiz söylemleri milliyetçilik midir?
Bizdeki yaygın milliyetçilik anlayışında “bizden olanlar, bizden olmayanlar, bizim köylüler, bizim taraflılar, ötekiler, vs.” anlayışı vardır. Bu insanlarda milliyetçiliğin istediği anlamda bir Türklük kavramı yoktur. Bayrağımıza düşkündür, vatanımız uğrana anında canını verir. Benim için kendi hayatını hiç düşünmeden feda eder. Ama bunları kafasındaki Türklük adına yapar. O Türklük ise müslüman-sünni-hanefi olmaktır ve ayrıca soydaşlıktır. Türk’türler ama bu Türklükte din ve mezhep özellikleri töreleşmiş olarak kesin belirleyici unsurdur. Öte yandan vatanı uğruna ölmek sadece bizde olan bir şey değil. Bütün uluslarda vardır. Şehitlik anlayışı da öyle. Yani bu yönlerimiz bizim diğer uluslardan üstünlüğümüzü farklılığımızı göstermez. Aynı şeyler onlarda da var çünkü. O halde gerçek milliyetçilik bunları kapsamaktan ibaret değildir, çok daha geniştir. Çok yönlü kültürel zenginliklerle bir bütündür. Kültürünün bütün unsurlarını ince ince tanır, işler, geliştirir, büyütür, sıkı bir korumada tutar, yaşar ve yaşatır. Fransız milliyetçiliği böyledir.

Milliyetçilikte hedef ne olmalı?
Din milliyetçilikten tam anlamıyla soyutlanmalı, din kendi gerçeği ile evrensel olarak ele alınmalı. Din yüceler yücesi olup bütün kâinatı ilgilendirir. Bizim Türklüğümüz, bizim milliyetçiliğimiz ise bizi ilgilendirir, bizim diğer topluluklardan farklılığımızı ortaya koyar. Milliyetçilik çok geniş kültürel çerçevede ele alınmalı. Din ile asla karıştırılmamalı. Kolayca görebiliriz ki adına Türk milliyetçiliği dense de gerçekte bizde çok derin bir şekilde yerleşmiş töreselleşmiş dini duygular vardır. Bunun milliyetçilikle ilgisi yoktur. Dini olması her ne kadar bilgiden hakikilikten uzak olsa da dinidir. Milliyetçiliğin istediği anlamda milli değildir.
Türk milliyetçiliği eğitime kültüre sıkı sıkıya bağlı olunursa, Türk folkloruyla (halk bilimiyle) derinden ilgilenilirse, bütün bunlarla beraber bilinçli olarak ele alınırsa, işlenip geliştirilirse ve halkın sahip olduğu bir kültür edilirse, devamlı geliştirilmeye çalışılırsa, yaşayan, yenilenen, gelişen aktif bir kültür olursa Türk milliyetçiliği olabilir. Bunlar yoksa şu an olduğu gibi bizim Türklüğümüz sadece gelenekçi dini yönü ağır bir törecilikten ibaret kalır. Zaten öyledir. Adı ne olursa olsun. İsterseniz en hakiki Türklük deyin, değildir. Soy olarak Türk olabiliriz, ama dine dayalı yanlarımız “töreleşmiş anlamda” çok daha ağır basıyor. Kültür yönümüz ise sıfır. Yani töreciyiz. İstersek iki üniversiteden mezun olalım, doğma büyüme İstanbullu olalım veya Berlinli olalım. Bu töreci anlayış Türk olmak diye anlatılıyor ve Türk milliyetçiliği böyle bir şey sanılıyor. Halkımızın anlayışı budur. Bu sadece soy tanımlaması olabilir, kavim adı olabilir. Soydaşını kayırmaktan ibaret anlayışlara da milliyetçilik deniyor. Hayır bu sadece bir kavmiyetçiliktir, hatta ırkçılıktır.

Yanlış milliyetçilik anlayışının bir sonucu
Gerçek anlamda, ciddi bilgilenmeye ve kültürleşmeye, kültürel gelişime dayalı Türk milliyetçiliğinin üstünde durulsaydı alevi – sünni soğukluğu kesin olarak ortadan kalkacaktı. O zaman nasıl olacaktı da Anadolu’da kardeş kanı dökülecekti? Nasıl olacaktı da sağ-sol çatışmaları olacaktı? Nasıl olacaktı da Türkiye bu denli gerileyecekti?
Uzun yıllar boyunca bu ülkede sağcılık-solculuk çatışmaları bile gerektiği gibi olmamış, bu çatışmalarda hep dini faktörler rol oynamıştır. Taraflar, özellikle sünni kesimden sağcılar hep din ile tahrik edilmiş galeyana getirilmiştir. Çok fazla kardeş kanı dökülmüştür.


Çok geç kaldınız!

Yazan: E. Ali | 03 Ocak 2009

2009 yılının Irak’taki ilk intihar bomba saldırısı 2 Ocak Cuma günü gerçekleştirildi. Saçma sapan beyin yıkamaları ile dolduruşa getirilen bir Şii, Sünni bir şeyhin bir toplantısına girmiş ve bombaları patlatmış. Ölü sayısı 30 civarında, yaralılar ise 110 kişi kadar.
Haber kaynağı: BBC

* * *

Amerikalılara karşı intihar bombacısı olmayı mantıklı bulabilirim. Hatta hep söylüyorum orada yaşanan çirkinliklerin içinde olsaydım ben de intihar bombacısı olabilirdim Amerikalılara saldırırdım. Ama müslümandan müslümana yapılan katliamlarda nasıl bir mantık bulunabilir?

Bu intihar bombacısını gerçekten Şiiler mi dolduruşa getirdi Sünnilerin toplantısına gönderdi yoksa kendilerini Şii gösteren İsrail ajanları mı cahil Şiilerin beyinlerini yıkıyorlar şüpheleniyorum. Çünkü Yahudilerden her şey beklenir. Onların akıl almaz kurnazlıklarını Mevlana bile yüzyıllar önce mesnevisinde anlatmış. Okuyunca insanın kanı donuyor.


Bir Yunanlı Türklerden Özür dilemiş

Yazan: E. Ali | 31 Aralık 2008

Geçen yazılarımdan birinde anlattıklarım Ermenilerden Özür dilemede inat eden bazı vatandaşlarımızın hoşuna gitmemiş olabilir. Ama bakın Yunanistan’da biri kitap yazmış ve Türklere yapılan her türlü çirkinlikleri anlatmış. » » Haberi Bugünkü Sabah gazetesinden okuyabilirsiniz.

Yazılarım Ermenilerden özür yanlılarınca beğenilmediği gibi, bilinçsiz ve bilgisiz birtakım aşırı Türkçülerin de işine gelmiyor. Yazılarımı kimse beğenmiyor. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
Herneyse..

Evet, Ruslar da dâhil olmak üzere çok çeşitli silahlı guruplar tarafından Anadolu’da müslüman Türk ve Kürt halkı çok zulüm görmüştür. İçimizde yaşayan Ermeniler ve Rumlar dış düşmanlarımızdan aldıkları cesaretle ayaklanmalara başvurmuş, silahlanarak toplu cinayetlere girişmişlerdir. Eski yazılarımda dediğim gibi: Anadolu topraklarındaki toplu mezarlar araştırılsa en çok müslümanlara ait toplu mezarlar çıkar. Nitekim birkaç tane bulunmuş, batılı uzmanlara haber verilmiş, ama onlar kendi suçlarını çok iyi bildiklerinden dolayı davete icabet etmemişlerdir ve Ermeni soykırım iddialarına destek vermeye devam ediyorlar.

İçimizdeki gayrimüslimlerin ayaklanmalarına Osmanlı Devleti içinde son birkaç yüzyılda yaşadıkları ağır sömürülerin de etkisi olmuştur. Çünkü Osmanlı Devletinde Fatih Sultan Mehmed devrinden çok sonra derebeylik sistemine büyük destek verilmiş ve derebeyleri köy ağaları gibi kişilerle işbirliği yaparak tamamıyla keyfi uygulamalarla halkı sömürmüşlerdir. Osmanlılar hatalarından çok sonra dönmüş olsalar da o çıkarcı elebaşları bildikleri gibi davranmaya devam etmiştir. Hatta şimdi bile devam edenler var. Her zaman filmlerimize konu olan ve hatta zaman zaman medyada haber konusu olan köy ağaları şu anda da varlıklarını sürdürüyor. Devlet bu sömürücü insanları durdurmak için bir şey yapmıyor. Bugün din kardeşlerine büyük zulüm yapanlar elbette geçmişte gayrimüslümleri sömürüyorlardı. Burası su götürmez bir gerçek.

Sabah gazetesindeki haber konusu kitabın içeriğini bilmiyorum. Belki sadece Batı Anadolu’daki olaylara değinmiş olabilir. Ben bu vesileyle iki ayrı olay anlatayım.

1- İstanbul’un işgalinde Rumlar — 1920′deki İstanbul işgalinde İstanbullu Rumların fazlasıyla havaya girdiklerini İstanbullu Türklerden değil Ermenilerden duymuşumdur. “Kızlarımızı evlerimizin bodrumlarında, kuyularda, sarnıçlarda sakladık” diye anlatıyorlardı. Bunlar bazı Eski istanbullu Ermenilere ait sözler. İşgalcilerin askerleri ve onlarla birlik olan Rumlar Türk ve Ermeni kızlarının peşindeymişler.

Şimdi benim yaşadığım semtin adı: kurtuluş. Eskiden bir Rum mahallesi olup gerçek adı Tatavla imiş. 1929′daki büyük bir yangın sonrasında ismi değiştirilmiş ve adı Kurtuluş edilmiş. Böyle kalmış. Bazı fazla adil(!) kişilere göre Kurtuluş isminden amaç Rumlardan kurtuluş olmasıymış. Yangının kasıtlı çıkarıldığı, amacın ise bölgenin Rumlardan temizlenmesi olduğu anlatılıyor. Osmanlı devleti zamanında yaklaşık 500 yıl Tatavla olarak devam eden semt ismi Cumhuriyetimiz sırasında Kurtuluş’a çevrildi. İşin içinde iş var. Ama şurası da iyi bilinmeli ki herkes her zaman ektiğini biçiyor.

2- Doğu Karadeniz bölgesinde Pontus Milliyetçi AyaklanmalarıDoğu Karadeniz’deki Pontus kökenli müslüman vatandaşlarımızın bir kısmı zamanın ırka dayanan milliyetçilik akımlarının etkisinde kalarak islamlığı bırakıp Hıristiyan Pontus kökenli vatandaşlarımızla bir olup onların öncülüğünde ayaklanma girişimlerinde bulunmuş. Yunanlı tarihçiler, ayaklanmalara katılan Hıristiyan olmayan Pontus kökenlilerin milliyetçiliğe girişmediğini, bunların 200 küsür yıldır müslüman gibi görünmüş gizli Hıristiyanlar olduğunu ve ayaklanma zamanlarında gizliliği terk edip gerçek kimlikleri ile hareket ettiklerini öne sürüyor. Bu iddia gerçekçi gibi görünüyor. Doğru olabilir. Sonuçta başarılı olamamışlar çoğu Yunanistan’a ve Rusya’ya kaçmış. Ölenler çokmuş.

Savaş zamanında elbette her kesimden ölenler olacak. Savaş bu. Yunan tarihçilerden bazıları gerçeği ellerinden geldiğince saptırmakta ve bizim o yıllarda (1916’dan başlayarak birkaç yıl içinde) 350 bin Pontus kökenli hıristiyana soykırım uyguladığımız iddiasında bulunuyorlar!

Yine bazı Yunanlı tarihçilerinin ilginç bir suçlaması:
Başta Oflu ve Çaykaralı Pontus kökenli müslümanlar olmak üzere bölgedeki Pontus kökenli müslüman halkın bir kısmı ayaklanmalarda Osmanlı devleti yanında olup Pontus milliyetçilerine destek vermemişler. Böylece Yunanistan yanlısı Pontus milliyetçiliğine ihanet etmişler! Tonyalılar da bu suçlamalardan nasibini alıyor.

Çelişki: Adamlar hem milliyetçiliği savunuyor, müslüman ofluları Çaykaralıları onlarla birlikte olmadıkları için ihanetle suçluyor hem milliyetçiliğin etkisinde kalıp müslümanlıktan dönen insanların zaten gizli hıristiyan olduklarını savunuyor. Burada çelişki var. Amaç milliyetçilik miydi yoksa hıristiyanların hak araması ve özgür yaşayabilecekleri topraklara sahip olma girişimi miydi? İşte burasını netleştirmiyorlar.

Bu çelişkiyi destekleyen kendi verdikleri bir bilgi: Resmi kaynaklarda müslüman görünen gizli hıristiyanlar gerçek kimliklerinin Osmanlı devletince resmen tanınmasını istiyormuş. Çünkü islami devlet yönetiminde islamdan dönmek idam gerektiren büyük bir suçtur. “Biz zaten hiçbir zaman müslüman değildik” diyerek, hıristiyanca özgürce yaşamak amacıyla haklarını aramak isteyen insanların Trabzon’daki Avrupalı konsolosların desteğini alma girişimlerini anlatırlarken şu bilgiyi vermişler: Konsolosluk görevlilerinden bir İngiliz, Gümüşhane madenlerinin kapatılması sonucu maden işçisi hükmünden düşerek askere gitmek zorunda kalan müslümanların “askerden kaytarmak için” kendilerini hırsitiyan tanıttıklarını iddia etmiş ve bütün bu olanları Osmanlı hükümetine rapor etmiş.

Kendilerinin çelişkileri gerçek amacın ırkçı bir milliyetçilik olduğunu gösteriyor. Hırsitiyanlık bahane. İngilizin ihbarı ise birtakım zayıf insanların bölgede güçlü gördüğü milliyetçilik akımına sığındıklarının göstergesi. Sonuçta o insanlar ister gizli hıristiyan olsun ister müslüman olsun, Pontus milliyetçiliğine sığındıklarını  gösterir. Askerden kaytarmak istemeleri bir aptallık olmuş, Pontus ırkçı girişimlerinin aleti olmuşlar ve aslında yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş olduklarını gösterir. Ama geçmiş zamandır emin olamayız: gizli hıristiyanlık iddiaları da doğru olabilir. Yine de her şey ırkçı milliyetçiliğin pisliğini ve nasıl kan dökücü bir illet olduğunu gösteriyor.

Daha da kötüsü dinin milliyetçi girişimlerde kullanılmış olduğunu görüyoruz.

Bunu o yıllarda her kesim yapmıştır. Hatta yeni Türkiye cumhuriyetinin ve yeni kurulan bağımsız Yunanistanın kuruluşlarından sonra zamanın hükümetlerince dinin kullanılmaya devam edildiği ayrı bir gerçektir. Her iki devlet de ulus devlet olduklarını iddia ederlerken mübadelede kendi ırktaşlarını sırf karşı devletin dininden olduğu için topraklarından etmeleri gerçektir. Mübadele sırasında Türkçe konuşan, tek kelime Rumca bilmeyen bazı hıristiyan Türkler Yunanistana gönderildiği gibi, tek kelime Türkçe konuşamayan bazı Rum veya Yunanlı müslümanlar Türkiyeye gönderilmiştir. Mübadelede soylar değil dinler esas tutulmuştur. Çünkü her iki devlet de çok iyi biliyordu ki ırklar birbirleriyle çok fazla karışmıştır. Milliyetçiliğin oturtulmasında, ulus devletin netleştirilmesinde din faktörü kullanılmalıydı. Başka çıkar yolu yoktu.

* * *

Karışık şeyler anlattım ama görüldüğü gibi Osmanlı devletinin son yılları çok zor geçmiş. Her yerde her yönden çok büyük karışıklıklar patlak vermiş. Savaş yılları çok acılı geçmiş. Şimdi ise Filistin’de yaşananları televizyonlarda görerek o yıllarda Osmanlı topraklarında her kesimden insanlarımızın çektikleri acıyı biraz olsun anlayabiliriz. Bütün halklar barış içinde yaşamak için vesileler aramalı. Bugün kimsenin kimseden özür dilemesi vakti değil. Toplumlar birbirlerine çok şey kaybettirmiş. Şimdi eskileri deşsek suçlu sayısı artar da artar. İyisi mi toplumlar arası insanca kardeşlik bağları nasıl kurulur onu araştırmalı onun üstünde durmalı.


İsrail’in Mukadderatı veya Kaçınılmaz Sonu

Yazan: E. Ali | 29 Aralık 2008

İsrail’i insanlık tarihinin en büyük soykırımı bekliyor. 1400 küsür yıl önce, Kuran-ı Kerîm’de bu milletin daha önce başlarına gelen soykırımlardan bahsedilmiş ve onlara bir uyarıda bulunulmuştur.
Ayrıca peygamber efendimiz, ahir zamanda İsraillilerin başına gelecek çok büyük bir soykırımdan haber vermiş. Bu habere göre, yeryüzünde tek Yahudi kalmayacakmış.

Nasıl doğru olabilir?
1- Yahudiler 1948’te hiç yoktan bir devlet kurdu. Bütün dünya Yahudilerini bu ülkede toplanmaya davet ettiler. Çok kişi Filistin topraklarına göç etti ve İsrail devleti kuvvetine kuvvet kattı.

2- Şu anki İsrail vahşetlerinin “geçici olarak” durulacağını ve İsraillilerin dünyaya yayılmış Yahudileri aşırı millî ve dinî telkinlerle İsrail topraklarına davet edeceğini sanıyorum. Belki şimdi değil; buna zaman var.

3- Son günlerde İsrail ülkesinde yedekteki askerler bile savaş için seferber edildi. İran baş Ayetullahı ise İsrailli canilere karşı müslamanlara cihad çağrısında bulundu. Bu olayların büyüyeceğini hiç sanmam. Bir süre sonra yatışacaktır. Çünkü bütün dünya Yahudileri henüz İsrail’de toplanmadılar.

4- İran’daki baş Ayetullah’ın Cihad ilanı israil’in korkacağı bir şey değil. İstedikleri buydu. Önümüzdeki aylarda, yıllarda İsraile saldırılar artarak devam edecektir. Bütün dünyada dağınık olarak yaşayan Yahudilere “İsrail’deki soydaşlarınızı kaderlerine terk etmeyin gelin destek olun. Gelin bir olalım. Bizi yok etmeye çalışanlara karşı halkımızın canlarını koruyalım.” diyeceklerdir.

5- İsrail devletinin yeni göç dalgalarına ihtiyacı var. Ta ki bütün dünya Yahudileri İsrail’e toplansın. Yeni toprak ihtiyacı ile Filistin bölgesinden ve komşu Arap ülkelerinden çok daha fazla masum insan katledecekler. Şu an yaptıkları gelecekte yapacakları yanda bir hiçtir.

6- Gelecekte İsrail daha fazla toprak kazanmak için çok şiddetli soykırımlara başvuracak. Sonuçta bütün Araplar ve müslümanlar galeyana gelerek kitleler halinde İsrail’e yürüyecek, bir tek Yahudiyi sağ bırakmayacaklar. Her şey bunu gösteriyor.

* * *

Yahudilik dininin aslı esası

Musa peygamber (A.S.)den sonra Musevi din adamları kendi dinlerini büyük ölçüde tahrif etmiş ve Allahın dinini kendi sapık ideolojileri haline getirmişlerdir. Onlara göre sanki din yoktu, soy üstünlüğü vardı. Peygamber gelecekse kendi soylarından olmalıydı. Böylece kendi soylarından olmayan peygamberleri öldürdüler. Hz. İsa (A.S.) da doğal olarak Yahudilerce kabul edilmedi. Hıristiyanlık dini sonrasında da Tevratın tahrif edilmesine devam edilmiştir. Peygamber efendimiz Kuranı Kerim ile ne kadar büyük mucizeler göstermişse de Yahudiler sırf Peygamber efendimiz Arap olduğu için onu kabul etmemiştir.

Yahudiler, Yahudi olmayan insanları insandan saymaz, sadece köle gibi kullanılması gereken varlıklar olarak kabul eder. Bu bozuk din yeni bir zihniyet değil. İsa peygamberden önce Musevilik dini tahrif edilmiş ve sadece aşırı milliyetçiliğe, üstün soy ilkesine bağlı bir sistem olmuştur.

Bu yüzden şimdi Yahudilere göre, Filistinlilere her türlü haksızlık her türlü zulüm mübahtır, asla günah değildir. Yahudi dindarlar için ise kendilerine köle olmayı reddeden insanların katledilmeleri soykırıma tabi tutulmaları gerekiyor.

İsraillilerin yaptıkları zulüm ile Yahudilik dininin bütün çirkinliği su yüzüne çıkıyor. Aklı olan Yahudi varsa tövbe eder ya müslüman olur ya da hıristiyan olur. O ırkçı ve saçma sapan bozuk dini terk ederler. Yahudi olmaktan utanç duymalılar. Herkes iyi bilmeli ki İsrail ne yapıyorsa Yahudilik dini gerektirdiği için yapıyor.

Yahudi olmayanların kanını akıtarak yavaş yavaş ölüme terk etmeleri onların bozuk dinlerinin bir gereğidir. Kan akıtarak insan öldürme ritüeli onlar için bir ibadettir.

Şimdi istanbul’da bunu yapamayanlar havra bahçelerinde kan akıtma ritüelini tavuklar üzerinde gerçekleştiriyor. Tavukların bir yerlerini keserler ve kan kaybından ölmeye terk ederler.


Ortadoğu’da Soykırım ve İsrail

Yazan: E. Ali | 28 Aralık 2008

Dün yeni bir haber aldık: İsrail Gazze’yi bombalamış. Sivil halktan 200 kadar kişi hayatını kaybetmiş. Ölen bebekler ve çocuklar az sayıda değil. Ölü ve yaralı sayısı her saat daha fazla olarak bildiriliyor. Herhalde 250’ye yakın ölü ve 1500 civarında yaralı olsa gerek.

Ortadoğu’da soykırım çok uzun yıllardır sistematik bir şekilde uygulanmaktadır. Birden bire ve toplu olarak gerçekleşmediği için hiç kimse bu olanlara soykırım demiyor.

İran – Irak savaşında bütün dünyanın Saddam’ı desteklemesi Ortadoğu soykırımını desteklemek içindi.

Saddam ayrıca Irak topraklarında devamlı gizli ve açık soykırımlar uygulamıştı. Saddam yönetiminin yıkılmasından şimdiye kadar çok sayıda toplu mezarlar bulundu. Araştırılsa daha bulunabilir.

Şu an Irak’ta soykırım ABD tarafından ve sözde İslami terör ile devam etmekte.

İsrail devletinin varlığı da bölgedeki sistemli soykırımın devam ettirilmesi içindir.

Bütün bunlar uzun yıllardır devam etmekte olan ve daha devam edecek olan sistematik bir soykırımdır başka bir şey değildir.


Ermenilerden özür kampanyasının bazı sonuçları

Yazan: E. Ali | 26 Aralık 2008

Gördük ki konu Ermeniler olunca çoğumuz hiç düşünmeden olumsuz tepki gösteriyoruz.
Bu hiç düşünülmeden verilen ve temelinde hiçbir bilgi olmayan tepkilerimizin kökeninde ne var?
- Halk üzerinde çeşitli şekillerde gerçekleşmiş olan geniş çaplı telkinler var.

Geçmişte Anadolu halkına devamlı Ermeni mezalimi anlatılmış. Ben küçücük bir çocukken yaşlıların anlattıklarını duyardım:
Hamile Türk kadınlarının karınlarını yarıp bebekleri çıkardıkları, bu şekilde insanları öldürdükleri katlettikleri devamlı anlatılırdı.
Anadolu’dan gelmeden önce oralarda kendilerine anlatılırmış. İstanbul’a geldikten sonra yaşlılar aynı şeyleri anlatmaya devam ediyordu.
Belki 4 belki 5 yaşlarındaydım. Bu anlatılanları dinleyerek büyüdüm diyebilirim.

Yalnız, öldürülen katledilen Ermenilerden söz eden yaşlılarımız da olmuştur. Bu da gerçek. Anlatanlardan canlı şahitler bile vardı. Sonuçta bütün bunları duyunca benim gibi bir insan Ermenilerin ve Türklerin uzlaşmayacak düşmanlar olduklarını düşünebiliyor.

Yeni nesillerden her Türkün bilinçaltına Ermenilerin cani katiller olduğu iyice telkin edilmiştir. Tıpkı Ermeni çocuklarına devamlı Türk düşmanlığı aşılandığı gibi.

Bu durumda: Sayın Baskın Oran, Sayın Ali Bayramoğlu ve diğerleri: Bizde durum belli, onlarda durum belli. Başlattığınız kampanyanız nasıl olacak da işe yarayacak? Siz her şeyden önce bugünkü nesillerin kalplerindeki kinleri yok etmek için kampanyalar düzenleyin!

Bizim özrümüz sadece onlardaki kini ve öfkeyi arttıracak ve daha fazlasının peşine düşecekler. Bunu niçin anlamak istemiyorsunuz? Ya akılsızca davranıyorsunuz ya da niyetiniz başka.

Biz Türkler hayvan oğlu hayvan isek, Ermeniler dünyanın en faziletli insanları iseler, o zaman tamam derim. Özür dilersek o fazilet timsali insanlar bizi sevecek, bizi bağırlarına basacak. Fakat sizin de bildiğiniz gibi fazilet sahibi insanlar bu dünyada yok denecek kadar azdır. Ayrıca özür dilememizin gerekmesi için bizim bilmemiz gerekiyor. Bilmediğim konuda nasıl özür dileyebilirim? Hem bana anlatılsa bile gerçek olduğundan nasıl emin olabilirim?

Yazdığınız çizdiğiniz rivayetler sadece size güvenleri sonsuz olan kişileri bağlar. O iddiaları toplu mezarlar ile ispatlamadıkça konuşmaya hakkınız yok. Yalan söylediğinizi ima etmiyorum ama ispatlı delillerle hareket etmeniz şart. Sizin kibriniz sizin gözünüzü kör etmiş. Kendinizi Türk halkının tek düşünebilen varlıkları sanıyorsunuz. Kendi kendinize “aydın” sıfatını yakıştırıyorsunuz.

Ermenilere göre 1 milyon Ermeni soykırıma kurban gitmiş. Yunanlılara göre Doğu Karadeniz bölgesinde 350 bin Rum soykırıma kurban gitmiş. Bütün bunları biz mi yapmışız? Her iddiaya gözümüz kapalı inanacak mıyız?

Günümüz insanının, özellikle yeni nesillerin hiç bilmedikleri, hakkında bilgisi olmayan konudaki retlerini kötü niyetlilik olarak karşılamayın. Siz kendi hatanızı görün kabul edin. Biz hiçbir şeyi kasıtlı olarak inkâr etmiyoruz. Sadece hiçbir şey bilmiyoruz ve siz bize soykırım yaptığımızı dayatıyorsunuz! Hangi delillerle ve ne hakla?

Size olan tepkiler aslında size aşağıdaki mesajdır. Deniyor ki:
Biz Türk halkı kendimizi dünyanın en temiz en mazlum milleti olarak biliyoruz. Bize böyle anlatıldı. Aksini ispat etmedikçe bizi sadece karşınıza alırsınız. Bizi kaybetmeniz şöyle dursun bizim gözümüzde bizim düşmanımız olursunuz. Eğer 1 milyon Ermeniye soykırım yapılmışsa Anadolu’nun her yerinden yüzlerce toplu mezar bulunması gerekiyor. Bulun ispat edin. Veya sonsuza kadar susun.


Ermenilere Tehcir (göç veya sürgün)

Yazan: E. Ali | 21 Aralık 2008

Ermenilerin 1915’te göçe zorlanmaları gerçeği var. Dış düşmanlarımız bizi öldürüp tüketirken içten de Ermeniler silahlanıyor, çeteleşiyordu. Herhalde bu çeteleşmelerin önüne geçilmek istendi. Ama göçler gerçek bir insanlık ayıbı haline geldi.

Göç esnasında Ermeni toplulukların her şeyleri, çocukları kadınları kızları dahi yağma edilmiş, göç etmekte olanların pek çoğu yollarda öldürülmüştür.

Yağmacılar kimlerdi?
Göç yolları boyunca her çeşit insan toplulukları vardı. Anadolu ve Mezopotamya halkları.. Son derece kozmopolit bölgeler. Soy ismini fazla kutsileştirmemek lazım. Her Türk her Kürt her Arap kaliteli değildir. Bu topraklarda yüzyıllar boyunca vahşi hayat sürmüş bazı Türk, Kürt, Arap ve diğer soylardan ilkel şartlarda vahşi hayat süren guruplar, topluluklar varmış. Her türlü dinden uzak guruplar.. Eğitimden zerre kadar nasibini alamamış guruplar.. O zamanın ulaşım ve haberleşme imkânlarının pek çok bölgelerde sıfır olduğunu da unutmayalım.

Arap çöllerine kadar olan göç yollarında talanlar cinayetler sonucu sağ kalanlar olmuş ise de bunların da çoğu vardıkları kamplarda hastalıklardan, açlıktan ve kederden ölmüşlerdir.

Savaş yıllarının o günkü şartlarında kaçınılmaz yağmacılık felaketlerinin failleri olan yağmacılar kargaşa döneminden istifade her zayıf bulduğu köyü veya bulabildikleri herkesi yağmalamışlardır. Sadece Ermeni köylerini veya göç etmekte olan Ermenileri değil.

Göçe zorlanan Ermenilerden yol boyunca çeşitli toplulukların saldırıları sonucu yok olanları çoktur. Bu bir gerçek. Hiç kimse aksini iddia edemez. Özür kampanyasını o zamanın hükümetinin Ermenileri göçe zorlamasındaki mesuliyeti açısından doğru bulabiliriz. Yani onların göçe zorlanmalarındaki devlet mesuliyeti açısından. Ama, eğer bu özür kampanyasını başlatanlar Osmanlı iseler. Burayı iyi düşünmeli. Yok biz Osmanlı değiliz. Biz Türküz. Biz Avrupalıyız. Biz Laikiz. Biz Sosyal demokratız… diyorlarsa ne diye Osmanlı devletinin 1915 hükümeti adına özür diliyorlar? Amaçları nedir? Anlaşılacak gibi değil.

Osmanlıların en büyük hatası eğitimi hiç önemsememeleriydi
Güçlendikçe üstünde ağırlıkla durması gerekirken tam tersine önemsemediği ihmal ettiği eğitim hizmetlerinin acısını herkes çekti. Osmanlı devleti madem Allah için İslam dinine hizmet ediyordu, o halde kendi topraklarında gerçek anlamda vahşi topluluklar nasıl mevcut olabiliyordu? İşte o topluluklar aç kalmış timsahlar gibi canavarlar gibi göçe mecbur edilen Ermenilerin her şeylerini talan etti. Bu Osmanlı devletinin çok büyük bir ayıbıdır. Vebali çok ama çok büyüktür. Göç esnasında Anadoludan Arap çöllerine kadar Ermeniler çok acılar çekmiştir.

Bu gibi sebeplerden dolayı Osmanlıların evveli değil ama son yüzyıllardaki ihmalleri çok feci hatadır. İslam dini eğitimi çok önemli tutar. İslamda Emr-i bil Ma’ruf ve Nehy-i anil Münker vardır ki tamamı Allah sevgisine ve ciddi eğitime, disipline, edebe dayanır. Onlar ise saraylarda lüks hayat sürerken Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın her yerindeki büyük cehaleti umursamadılar. Balkan topraklarını ihya ederlerken doğuyu tamamıyla cehalete vahşiliğe terk ettiler.


Soykırım İddiaları

Yazan: E. Ali | 21 Aralık 2008

Soykırım nedir iyice düşünürsek, hatta felsefi boyutlarına bakarsak, veya sadece soykırım kelimesini oluşturan soy ve kırım kelimelerine bakıp düşünürsek, sonuçta bir soykırımdan söz edilebilir, vardır denebilir. Yani vardır. Ama kimden kime? Gerçek şu ki herkesten herkese!

Soykırımlar, savaş cinayetleri, kitle imhaları, asimilasyon hareketleri dünyanın her yerinde var. Çok eskilere veya çok uzaklara gitmeye gerek yok. Yakın tarihimiz ve yakın coğrafya bunun örnekleriyle dolu. 80′li yıllarda Bulgaristan’da yaşananlar, 1974’e kadar Kıbrıs’ta Türklere yapılan katliamlar, yine yakın bir geçmişimizdeki Maraş ve Çorum toplu cinayetleri (bu ise aynı soydan aynı ülkeden olan insanların birbirlerine uyguladığı bir vahşettir), Ermenilerin Azerilere yaptıkları büyük vahşet – Hocalı katliamı, İsrailin Filistinlilere yaptıkları, Irak’ta şu anda bilen devam eden ABD katliamları, daha önceden Irak’ta Saddam’ın yaptığı kitle cinayetleri, bize musallat edilen, gerçeğini bir türlü anlayamadığım PKK terörü.. Bütün bunlar çok yakın bir zamanda ve yakın coğrafyada yaşanan ve halen yaşanmakta olan insanlık ayıplarıdır. Her biri birer soykırımdır.

Ermeni soykırım iddiaları ise Ermeni lobilerine göre halledilmesi gereken tek sorun gibi gösteriliyor. Oysa günümüzde Ermenilerin de destek olması gereken silahlanma karşıtlığı, savaş ve şiddet karşıtlığı kampanyalarına ağırlık verilmelidir. Barış ve kardeşlikten başka şeyden söz edilmemelidir. Hataları şuna benzer: Bugün doyurulacak insanları açlıktan ölmeye terk edip yıllar öncesindeki açlık meselelerini sorgulamaya benzer. Bu örnektekinin aynı mantıksızlığıdır.

Soykırımla ilgili gerçekler araştırılsa, toplu mezarlar ortaya çıkarılıp DNA araştırmalarıyla o cesetler kimlere aittir tespit edilse… Sonuçta görülecektir ki toplu mezarlar tahmin edildiğinden çok daha fazla sayıda ve bunların içinde en çok Türk toplu mezarları vardır. Failleri ise büyük ihtimalle en başta İngilizler ve Fransızlardır. Ermenilerden de yapanlar kesinlikle var. Ayrıca bazı Türkler ve Kürtler tarafından öldürülmüş Ermenilerin toplu mezarları da vardır. Bütün bunlar dünya tarihinin acı gerçekleridir.

Ermeniler ve Fransızlar soykırım iddiasından vazgeçmeyeceklerse toplu mezarların bulunması gerekiyor. Sonuçta Ermeniler de tazminat hakkına kavuşur biz de tazminat hakkına kavuşuruz. Ancak bize ödenecek tazminatı dünyayı satsalar ödeyemezler. Fransızlar Ermeniler İngilizler bütün mal varlıklarını bize verseler ödeyemezler az gelir.

Yine de çok iddialı konuşmak istemem. Bu işi bilimsel araştırmalara - tespitlere bırakmalı ve DNA sonuçları ortaya çıkarılmalı.

Savaş yıllarımızda düşman orduları her yönden bizi kuşatmıştı. Düşman ülkeler durmadan üzerimize ordular gönderiyordu. O askerler hiç mi Türkleri kitleler halinde katletmemiştir? İngilizlerin Fransızların bu topraklarda akıl almaz boyutlarda katliamları vardır. Ne hikmetse biz hiç üstünde durmuyoruz bir de tabiri caizse cumhuriyetimiz kurulalı beri Fransız kültürünün kıç yalayıcısı olmuşuz. Aşağılık kompleksimiz büyük olduğundan İngilizlerin ve Fransızların bize yaptığı kötülükleri hep görmezden gelmişiz. Hep onlara benzemeye, onlara yaranmaya çalışmışız. Hâlâ çalışıyoruz.

Medeni(!) Avrupalıların bize yaptıkları cinayetler çoktur. Türkiye’den şimdi onlara yapılan “toplu mezar bulduk gelin görün araştırın” yönündeki çağrılarımızla ilgilenmiyorlar. Çünkü esas suçlu kendileri.

Soykırım iddialarında bulunanlara hodri meydan desek. Gelin toplu mezarları beraber araştıralım desek susacaklar. Çünkü biliyorlar ki en çok Türklere ait toplu mezarlar bulunacaktır. Sayı kıyaslandığında bizi suçlayanlar çok daha fazla suçlu durumuna düşecekler.

Aslında herkes geçmişte gerek bize yapılan, gerek bizden birilerince ermenilere yapılan geçmişteki canavarlıkları bilmeli, günümüzde ve gelecekte tekrarlanmaması için halklar arası dostluklara kardeşliklere ağırlık verilmeli.

Araştırmalar bu barışçı maksatla yapılmalı. Tazminat koparmak için değil. Kimseyi suçlamak için değil. Kan davası gütmek ilkelliktir vahşiliktir. Soykırım iddialarında bulunmak kan davası gütmektir. Yeni olsa, mevcut devletimize yönelik olsa bir itirazım olamaz. Ancak, kendi müslüman halkına gayrimüslim halkından çok daha fazla kayıplar verdirmiş son dönem Osmanlı hükümetlerinin icraatleri için bizi suçlamaları, bizi sadece aptal yerine koymaya çalışmalarını gösteriyor:
Çünkü biz o hükümetlerin devamı olsaydık Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş olmazdı. Padişah ve hanedanı sınır dışı edilmiş olmazdı. Osmanlı devleti devam ediyor olurdu, dolayısıyla da Osmanlı Devleti olarak mevcut devlet geçmişteki icraatlerinden sorumlu tutulabilirdi.


 
Blog'da şu anda ziyaretçi var.